Siyaset yapanlarla medya mensupları arasında süregelen tartışmaların ve polemiklerin doğurgan bir ülkesiyiz.

Bilinmektedir ki, gazeteler kamu kaynakları ile finanse edilmemekte; bireysel, yahut şirket şeklindeki yatırımlarla yayınlarını sürdürmektedir. Sorumlu gazeteciliğin etik kurallarının denetim yerleri de okurları ve yargıdır. Fakat ne yazık ki, demokrasi kültürümüzdeki zafiyet; özel teşebbüsün elinde olan medya ile kamu yönetiminin kanadında bulunanları ve siyasi partilileri bir kör döğüşüne itmektedir. Günlük kısır çekişmelerin bunalımı buralarda yaşanmaktadır. Bizdeki demokrasi kültürünün zafiyetini siyasetçilerimiz sıkça sergilemektedir. 

Siyasetçilerin medyanın ne olduğunu anlamadıkları apaçık ortadadır.

Medyanın işlevi ile siyasilerin görevi arasında bir hassas çizgi vardır.

Bunun adı basın özgürlüğüdür.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesinden üflenen bir haberle CHP yönetimine komplo hazırlanacağı haberleri peşpeşe  uçuşturulunca, ortalık “itham” yağmuru altında kaldı. Bundan sonra “yüzyüze” gelinmesine dair söz atışmaları başladı. Cumhurbaşkanı iddialı konuştu. Taraf olmadığını kanıtladı. Olay gündeme oturduğu günden itibaren “mantık oyunları”, kamu oyunun yegane uğraşı oldu. İddialarda yer alan duayen gazeteci Rahmi Turan, köşesinde yazdığı duyumu, basının etik değerleri ölçüsünde açıklığa kavuşturdu. Fısıltının kaynağında dolaşan bir başka gazeteci, ifadelerini esnek bir sürece taşıyınca, saray ithamlarının üzerinde toplandığı bir başka siyasetçi Muharrem İnce, polemik yolunu açtı. Basın toplantısıyla hedefindeki savunmayı, partisi (CHP) üzerinde kurgulamaya yöneldi.. Televizyonlardaki açık oturumlarda yorumcular dedikoduları çekiştirip durdu.. Konunun taraftarları ise yanlış anlaşılan sözlerini revize etmek için yoğun çaba gösterdiler. Anlaşıldığı kadar sapla saman birbirine karıştı. Siyasetçiler, inandırıcı olmayan haberleri makyajlayıp servis etmekten geri durmadılar.

Ortada, cevabı henüz netlik kazanmayan, açıklamaya muhtaç söz düelloları yaşanıyor. Akıl karıştırmakla kamuoyunun hafızasını yoranların dilinden “kumpas” sözü eksik olmuyor.

Öncelikle şunu vurgulamak isteriz: Kimse yalan kılıfını medyanın üzerine geçirmeye kalkmasın. Tezgahlanmış haberlere karşı medya uyanıktır. Söz konusu haberin “titreşimleri” hissedildiği için ilk duyum, manşetlere yansıtılmamıştır. Usta gazeteci Rahmi Turan, nabız atışlarına yatkınlığı nedeniyle bunu sadece köşe yazısında frenlemiştir.

Medyanın onursal işlevleri, “Basın Hak ve Sorumluluk” bildirgesiyle kurallara bağlanmıştır.

Bundan 10 yıl önceki bir yazımda, gazeteci Uğur Dündar’la ilgili bir konuyu değerlendirirken şöyle demiştim:

“SİYASETÇİ MEDYADAN ELİNİ ÇEKMELİ, ÇENESİNİ TUTMALIDIR”

Dönemin yerel seçim kampanyaları nedeniyle Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek’in, televizyon haber sunucusu Uğur Dündar ile tartışma ve atışma içine girmesini medyamız, mesleğimiz açısından kaygı verici bulmuştu. Siyasetçilerin medyanın ne olduğunu anlamadıkları anlaşılıyordu.

Son olayda da, kaynağı netlik kazanmadığı için kendisine ulaştırılan habere itibar etmeyen Uğur Dündar, medyanın etik kurallarına bir kez daha korumuş oluyordu.

Yağmur, yerden göğe doğru yağmaz.

Basın, basının tuzakçısı olamaz görüşünü, yıllardır savunur, dururum.

Durduğum nokta: (5NIK) durağıdır. Haberin süzgeçten geçirilmesi ve olayların kaynağında araştırılması sorgulanırken bu anahtar sözcük kullanılır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.