Bu satırları Şeker (ramazan) Bayramı öncesi yazıyoruz.

Yazımız size ulaştığında bayram bir gün önce bitmiş olacak ama resmî dinlence altı gün daha sürecek.

Mayısın son haftasında hava, ağustosa evrildi sanki. Arada bir hafiften kuzey rüzgârları da esmese aldığımız soluk boğazımızda düğümleniverecek.

Giden gitti. İstanbul, sevdalılarına kaldı. Boğaz'ın laciverdi, alçaktan uçan beyaz deniz kuşlarıyla daha lacivert.

Kıyıda bir köpek, yaralı martıya saldırdı. Neredeyse köpeğin iriliğindeki martı, canhıraş çığlıklar atarak güç bela kurtuldu. Biz telaşla seyirtip köpeği etkisiz kılmak isterken sahilde yürüyenlerden kimsenin kılı kıpırdamadı.

Terli kalabalık, kıyı kahvehanelerinin beyaz plastik sandalyelerine gizli bir el tarafından öbek öbek yerleştirilecek birazdan. Kimileri yarım metre yakınındakiyle bağıra çağıra, arada bir sesindeki öfke tonu yükselerek konuşacak. Dünya cenneti Boğaz'ın kıyıya vuran çer çöpüyle görüntü kirliliği, gürültü kirliliğine karışacak.

Keşke bu kadarla kalsa dedirten, çok daha berbat kirliliklerimiz de cabası!

MUHALİFE ÖFKE SELİ

İstanbul'un seçilmiş, mazbatası elinden alınmış Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun bir gençle ateşli tartışmasını, tv kanalları durmaksızın yayımlıyor. İmamoğlu iktidara, "Gelin, Türkiye'yi birlikte yönetelim!" diye seslenmiş. 'Kötü niyetli üstelik IQ'sü düşük' kimi iktidar yanlıları, fotomontaj yaparak bu çağrıyı "PKK ve FETÖ'ye işbirliği teklifi" diye yansıtmışlar. Aynı kesimin medyası da yine aynı konuyla ilgili olarak "İmamoğlu, tartıştığı gence tokat attı." yalanıyla ortalığı iyice velveleye veriyor.

Bizim aklımız ise söz konusu fotomontaja kanan eğitimsiz gencin "cahil öfke"sine takılıp kaldı. Hele, Ekrem İmamoğlu'nun dakikalarca dil dökmesine karşın ikna edemeyeceğini anlayınca yanağını okşaması üzerine, gencin gözlerinde beliren kin, nefret taşkınından ürktüğümüzü itiraf edelim. Maazallah, saniyeler içinde İmamoğlu'nu yumruklaması işten değildi. 

Tıpkı, Ana Muhalefet Partisi CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun nisan ayında linç girişimine uğraması; mayısta da ardı ardına, Yeniçağ gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ'ın; Antalya Yeni Yüzyıl gazetesinden İdris Özyol'un; son olarak da gazeteci Sabahattin Önkibar'ın öldüresiye dövülme olaylarında olduğu gibi... Saldırıya uğrayan bu dört kişinin ortak özellikleri, "muhalif" olmaları. Saldırganlar ise ellerini kollarını sallayarak aramıza döndüler; sözümüz ona, tutuksuz yargılanacaklar!

Bu arada, 'hukuksuzluğun daniskası' eski Cumhuriyet gazetesi yönetici ve çalışanları davasında, değerli gazeteci Kadri Gürsel'e; aynı gün tahliye edilecek olmasına karşın, güvenlik güçlerince teslim olur olmaz kelepçe takılması, yüreğimizi kanattı.

Bunlar, bayram öncemizi zehir eden gelişmelerden yalnızca birkaçı.

Dileriz, halkımızın bayram dinlencesi, her şeye karşın bayramın adı gibi, buruk bile olsa şeker tadında geçer de yarınların içimizdeki umut çiçekleri biraz olsun tomurcuklanır.

DİL YANLIŞLARIMIZ

Bir kadın haberci, Anadolu'nun dört bir yanını dolaşarak hazırladığı "dosya"larla, çalıştığı kanalın izlenirliğini artırıyor. Genç haberci hem ele aldığı konular hem de sunumuyla alkışı hak ediyor.Yalnız, kendisinin geçenlerde ekranda gönderme yaptığı şu deyime itirazımız var:

- İşte, Karaman'ın koyunları! Termik santral (kurulması hazırlığı) onları da tehdit ediyor.

Evet, "Karaman" bir il adı olmasının yanı sıra "Orta Anadolu'da yetiştirilen, kuyruğu iri ve yağlı bir koyun türü"nün de adı.

'Bir şeye tam güvenmeyip ileride ne olacağı konusunda bilgi sahibi olunamadığını' anlatan deyim, yaygınlıkla şöyle bilinir:

"Karaman'ın koyunu, sonra çıkar oyunu." 

Öncelikle, deyimde geçen tamlama; “Karaman’ın koyunu” değil, kimi kaynaklara göre “Karaman’ın...” kimi kaynaklara göreyse “Karamanlının koynu...”.

Yani, deyimdeki “koyun” sözcüğü, bildiğimiz küçükbaş hayvanın adı değil, “insanın göğsüyle giysisi arasına verilen ad.”

İkincisi, bu deyimin doğrusu, türlü kaynaklarca Fatih Sultan Mehmet döneminden önceye giden bir öyküye dayandırılır. Anımsatalım:

Karamanoğlu Mehmet Bey, 1415 yılında Osmanlı topraklarına yaptığı bir akın sırasında yakalanarak Padişah I. Mehmet’in huzuruna çıkarılır. Padişah, kendisinden Osmanlı topraklarına bir daha saldırmayacağına değgin ant içmesini ister. Karaman Beyi bunu kabul eder görünüp bir hileye başvurur. Yemin törenine gelirken koynuna bir güvercin gizler. Törende de elini, koynunda sakladığı güvercinin üstüne koyarak “Bu can bu tende durdukça Osmanlı ülkesine saldırmam!” diye ant içer. Törenden hemen sonra ise koynundaki güvercini azat edip uçurarak andını bozmuş olur. Olayın etkisiyle; içyüzü sonradan ortaya çıkan kişi ve durumlar için halk, şu deyimi kullanmaya başlar:

“Karaman’ın 'koynu', sonra çıkar oyunu...”

DEĞİŞMEZLİK KURALI

Atasözlerini ve deyimleri oluşturan sözcükler değiştirilemez. Çünkü bunlar; ulusların yüzlerce yıllık yaşam deneyimiyle kazandıkları bilgi birikimlerini, ibret alınacak öykülerini yansıtan kalıplaşmış sözlerdir. 

[Yalnızca, deyimlerdeki adıllar (zamir) değiştirilebilir. Örnekler: “Bana göre hava hoş”. “Sana göre hava hoş”.]

Ama, yukarıda öyküsünü aktardığımız deyim, TDK'nin Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü'nde bile halk ağzında zamanla bozulmuş biçimiyle yer alıyor.

Yazık ki!..

 

GRAM GRAM 'EPİGRAM'

 

Gözyaşından beslenemez

Hiçbir egemen

Yok ederek erinci.

Çocuk tecavüzcüsü

Vakıfların mönüsünde şimdi

Mezuniyet töreni sevinci.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.