BAZI İNSANLAR (3)
METİN YILGÖR

METİN YILGÖR

BAZI İNSANLAR (3)

19 Mart 2017 - 14:12

Düşünen ve düşüncesini savunabilen bazı insanlar,zaman içinde özgür insanı büyük uğraşlar vererek topluma kazandırmışlar ama bu kazanılan özgürlüğün karşısında da bu kez onu kaybetme korkusu ortaya çıkmıştır. İşte bu korkuyu yenen ve karanlığı yırtan aydınlığa kavuşan insan,kendine yeni bir yaşam tarzını benimsemiş ve bu sürecin sonunda aydınlanma çağı başlamış ve bu ideal insan toplum içinde belirmiştir.

İnsanlığın beyinsel evrimi sürdükçe,dünya aydınlık,daha aydınlık olacaktır.İşte bugün aramızda ki bazı insanlar bu aydınlanmayı başaran ve hazmeden,topluma örnek olan nadir insanlar zümresine verılen addır.Doğrulukdan vazgeçilmemelidir,zira doğruluk bir irade antremanıdır,yaşamda her tür cesaret için bir hazırlıktır.Kendini bilmekte doğruluk gibi bir erdemdir.İnsan kendisi hakkında bir karar verirken,dünyada ki her tür alışverişten daha çok aldatılır.Hayvanlar,tecrübeleri ile bilgi edinir,insan ise öyle değildir,çünkü insanın kendine olan sevgisi , başarısızlığının sebeplerini kendi karakterinde ve hareket  tarzında aramasına engel olur.İnsanlarda kendini sevme duygusu,yüksek gerçeklere ulaşma arzusunun yerini aldığı zaman kendini tanımasına da,kurtarmaya da olanağı kalmaz.Eleştirileri kabul eden insan uygar ve erdem sahibidir,çünkü kendisine yönelik eleştirileri sabır ile dinlemek,konuyu özümsemek ve gerçekten yanılgıları varsa bunu düzeltmeye çalışmak da bir tür erdemdir.Bizlerin bireysel insanlığı da başka düşüncede ve istekde olanlara karşı tam bir saygı göstermekle gelişir,işte empati ve sempati budur,belki herkes değil ama bazı insanlar bu hususa çok değer verirler...

Bazı hatalar tamamen düzeltilmez , örneğin bozulan bir saadet yerine konamaz , kırılmış bir kalp ne yepsanız onarılamaz . Acı bir söz ise , adeta bir burgu gibi ruhun derinliklerine işler, bunlardan daha önemlisi unutulan bir özür dilemedir. Böyle bir unutkanlık insanca ilişkileri bozar,  tıpkı zamanın  da dilenen bir özrün dostluğu pekiştirmesi gibi.

Toplumumuzda bugün artık çoğu kişinin özür dilemeyi bir yenilgi veya küçüklük olarak algılaması nezaketin , naifliğin yerini kabalığın ve ilkelliğin almasına neden olmaktadır.

Önemli ve olumsuz bir davranış şeklide hazımsızlık ve kibirdir. Herşeyi biliyorum zannına kapılarak toplum içinde büyüklük taslayan kendisine verilmiş olan makam ve rütbeyi hazmedemeyen , hoşgörüden uzaklaşıp muhataplarının yanılgı ve yalnışlarını izleyerek yüzüne vuran ve kendine verilen yetkiyi ve makamı adeta mitolojik bir tanrı gibi kendine güç vehmeden ve insanoğlu için en kötü kişilik zafiyeti olan kibir kalburunda kavrularak kendini alçaltan ve zavallı durumuna düştüğünü geç de olsa fark eden insan için çoktan iş işten geçmiştir. İşte bazı insanlar bu yanılgıya düşmezler , bu konuda şu güzel özdeyiş bir kıssadan hissedir

                                    Ne kadar kibirli dursada

                                   Bardağın önünde eğilir çaydanlık,

                                   Öyleyse bu büyüklenme niye ?

                                   Bu kibir bu gurur niçin?

                                   Mütevazi ol, hatta bir adım bile geçme

                                   Gurur kapısından , zira

                                   Bardağı insan bunun için,

Öper daima alnından (Erkin Vahidov)

Gübreden gül çıkaran , gül fidanının ne usta bir sanatkar olduğunu hiç düşündünüz mü ? Kirli ve kuru topraktan , gübre ve rutubet kokan yerden, dünyanın en güzel renklerini ve baygın kokularını çıkarabilmek nasıl bir sanattır ? Biz insanlar çoğu zaman çiçeklere ve onların bu ustalıklarına bize utandıracak fırsat veririz gülün kokusundan içinden çıktığı o kara toprağın ve gübrenin kokusunu asla hissetmezsiniz. Biz  insanların yüzü de güldür, toprağımızda yaşamın ta kendisidir, bu yaşamdan güzel kokulu bir gül çıkartmak görevi de bizlerin ruhuna düşer.

Bütün tatsızlıkları ve huzursuzlukları , çirkinlikleri ve acıları , duvara asılı bir ayna gibi yüzümüze aksettirmemeli, aksine bunların üzerine giderek sabırla işlemeli, huzursuzlukları gidermeye çirkinlikleri güzelleştirmeye , acıları dindirmeye ve yaşamı normalleştirmeye çalışmalıyız. Aydınlığa kavuşan her insan bunu başarabilmelidir.

M.Ö. 478 “de 73 yaşında halen anlaşılamamış olmanın hayal kırıklığı içinde ölen ulu bilge Konfüçyus”un ölüm döşeğinde insanlık tarihine düşen son sözlerini burada tekrarlıyorum ;” Beni halen anlayan kimse yok bilge olarak kabul eden hiç bir akıllı hükümdar da çıkmadı , öldüğüm için üzülmüyorum ama anlaşılamadığım için üzülüyorum” demiştir.

Sevgili okurlar; dileğim odur ki bu yazı dizimde de bendeniz anlaşılmış olayım.

Hoşça ve esen kalın.

YORUMLAR

  • 0 Yorum