Ertan Yıldız

Ertan Yıldız

Tarihin Gör Dediği

Parti

17 Temmuz 2019 - 20:55

Türk erkeklerinin askerliğe düşkünlüklerini vurgulamak için geliştirilmiş sloganlar vardır. Her Türk asker doğar;  O şimdi asker;  En büyük asker bizim asker;  Vatan sana canım feda, bu sloganlardan ilk akla gelenlerdir. Ancak askerin toplum içindeki dönüşümü silikleşmekte, uzun yıllara dayalı askerlik sistemi gün geçtikçe kısalmakta ve tamamen profesyonel hale gelmektedir. Böyle olunca iki yıl yapılıp ömür boyu anlatılan askerlik hikayeleri  geçmiş toplumların nostaljik bir hatırası olarak tarihte yerini alacaktır. Askerlikle ilgili söylemler yerini  siyasi söylemlere bırakacak, asker millet diye tanımlanan toplum anlatılacak asker anıları azaldıkça günlük siyasi dedikoduların içinde kaybolup siyasi millet olarak çevrilecektir.

Toplum hayatında bu kadar yer alan siyasi konuşmaların temelinde  sıradan vatandaşın Ben de varım,  Ben de bu milletin bir ferdiyim deme ihtiyacına yönelik  bir aşağılık kompleksi olduğu düşünülebilir. Hiçbir değer üretemeyen vatandaş için bir partinin neferi olmak, siyaseti eleştirmek ve akıl vermek bir kendini buluş safhasıdır. 

İkinci Meşrutiyet dönemini saymazsak Osmanlı’da sıradan vatandaş için siyaset söz konusu olmamıştır. Cumhuriyetten, Demokrat Parti iktidarına kadar olan tek parti döneminde ise politika yönetici sınıfın tekelinde kalmıştır. Vatandaş için devlet, köyüne ya vergi ya da askere alma için gelen jandarmadır. Jandarmanın yokluk ve savaş yıllarında kullandığı metot ise çoğu kez köy meydanında muhtara veya vatandaşa atılan dayak olmuştur. 

Yeter! Söz milletin!  sloganıyla siyasete giren Demokrat Parti iktidarı ile birlikte, Cumhuriyet Halk Partisi'ni devlet, devleti jandarma, jandarmayı kaba şiddet olarak gören  kalabalıklar gün yüzüne çıkmaya başlamışlardır.  Bu kalabalıkların bir kısmı yeni adamlar olarak meclis koridorlarına girmişler,  kasketleri yana eğilmiş nice köy muhtarları, yeni ilçe ve il başkanları jandarma, vali ve bakanlara karşı ben varsam sen varsın pozunu takınmışlardır. 

***    ***   ***

Cumhuriyet Halk Partisi halk içinde doğan normal bir parti değildir.  Milli mücadelenin gelişmeleri içinde ve büyük bir liderin otoritesi altında şekillenen ve sonuna kadar bu niteliğini muhafaza eden bir siyasi teşekküldür.

Mustafa Kemal 7 Eylül 1923'te Anadolu Ajansına “...Milletin her sınıf halkından ve hatta alemi İslam'ın en uzak köşelerinden beni ebediyen müftehir bırakacak surette gördüğüm teveccüh ve itimada sahip olmak için, en mütevazi bir millet ferdi sıfatı ile hayatımın sonuna kadar vatanımın hayrına vakfeylemek emeli ile, sulhun yerleşmesinden sonra halkçılık esası üzerine Halk Fırkası namı altında siyasi bir fırka teşkil etmek niyetindeyim..” demiştir. 

Bu beyanatla ortaya çıkan Halk Partisi iki gün sonra resmi olarak kurulmuştur. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin adı Halk Partisi olmuştur. Bulunduğu koşullar ve dönemi itibarıyla bir ihtilal ve inkılap partisidir. Bağımsızlığına ve vatanına göz dikilmiş bir milletin ancak böyle bir yapı içerisinde çağdaş uygarlık hedefine ulaşmasının mümkün olacağı düşünülmüştür.

Bu şartlarda kurulan Halk Partisi dönemin millet sözcüleri olan askerlerden, memurlardan, avukatlardan, doktorlardan, kasaba aydınlarından  ve din bilginlerinden oluşmaktaydı. 10 Kasım 1924'te partinin adına Cumhuriyet eklendi. Mustafa Kemal parti için “Bütün milleti kadrosu içine alarak kuvvet ve kudret yapan, harici düşmanları tard, dahili düşmanları imha eden, halka hürriyet ve hakimiyet temin eden mukaddes bir cemiyettir… büyük ülküleri olan, birbirine samimi arkadaşlık bağlarıyla bağlı olan, birbirini uyaran ve eleştiren büyük bir ailedir.” diyordu. Partinin üst yönetimi Mustafa Kemal'in dava arkadaşlarıydı. Parti gücünü İstiklal Savaşı'nı kazandığı zaferden alıyordu. Hükümet partinin, parti Ebedi ve Milli Şefin  kontrolündeydi. Seçimler halk oyu ile değil, Parti merkezinin takdiri ile yürütülüyordu. Partinin karşılaştığı ilk muhalefet, kendini halktan gelen bir dalganın sözcüsü kılmak başarısını gösteren ve kendi içinden doğan Demokrat Parti ile oldu ve ilk büyük seçimde iktidar dışı kaldı. Tek şef, tek parti ve otoriter hükümetten oluşan düzen değişmişti. 

Değişen sadece siyasi düzen değildi, toplum düzeni de değişiyordu. Artık oy kullanan kitleler yıllar yılı gerilere itildiklerini düşünerek, ruhlarının derinliklerinde birikmiş türlü duyguları, istekleri, eğilimleri etkili hale getiriyorlardı. Bu kalabalıkları ikna edecek,  bu kitleden oy isteyecek insanların akıl ve mantık sahibi olmasından daha çok, iyi bir hatip ve demagog olmaları ön plana çıkmıştı.  Ağzı iyi laf yapanın kitleleri etkileyeceği bir düzen. Cumhuriyet Halk Partisi günün  yeni şartlarına  uyan ve kalabalıkların oy mücadelelerine hazır bir parti değildi. Halk Partisi bir türlü halkın partisi olamıyordu. 

Partinin doktrini yoktu. Yakup Kadri, Mustafa Kemal'e “Paşam bu Parti'nin doktrini yok!” dediği vakit Mustafa Kemal “Ama çocuğum doktrine bağlanarak hareketi dondururuz.” diye cevap vermişti. Doktrin yerine anlamı halk tarafından hiçbir zaman anlaşılamayan altı ilke kullanıldı. Ancak bu ilkelerin her gün değişen dünya gerçekleri ile çok da uyuşmadığı görülüyordu. Ne İnkılapçılık ne Laiklik ne de Devletçilik sosyal hayatta karşılığını tam olarak  bulamıyordu.

 Cumhuriyet Halk Partisi bir devlet partisiydi. Halkın oylarına dayanarak ve yeni bir parlamento mücadelesi  yaparak iktidara gelmiş bir parti değildi. Gücünü Atatürk'ün tartışma götürmez hatıralarından alıyordu. Bu hatıralar bize din ve vicdanın, “muğlak ve değişken olan, her türlü çıkar ve tutkuların sahnesi olan siyasetin” dışına çıkarılması gerektiğini söylemektedir. Bu hatıralar Türk milletinin bağımsızlaşmasını, özgürleşmesini ve çağdaşlaşmasını ön plana alır. Bu hatıralar vatandaşın tüm gereksinmelerine yanıt verecek şekilde partinin programını, tüzüğünü, çalışma tarzı bakımından kendini yenilemesi ve yetkinleştirmesini esas almaktadır. Bu hatıralar sosyal sınıfların mücadelesi yerine, toplumsal düzen ve dayanışmayı sağlamayı, sosyal sınıfların çıkarlarını uyumlulaştırmayı hedefler. Bu hatıralar eğitim siyasetinin temel taşı olarak cahilliğin yok edilmesini görür. Bu hatıralar “Yurtta barış, dünyada barış!” ilkesini esas alır. 

Partiler, Türkiye Cumhuriyeti’nin her bakımdan kalkınması, bilim ve üretken aklın yol göstericiliğinde uygar dünyayla bütünleşmesinin itici gücü ve güvencesi olmalıdır. Atatürk'ün adını ve inkılaplarını geri plana atarak bir partinin ileriye gitmesi mümkün olmayacaktır.

YORUMLAR

  • 0 Yorum