KAÇ YAŞINDAYIZ
DOĞAN ÖZKAN

DOĞAN ÖZKAN

KAÇ YAŞINDAYIZ

20 Nisan 2019 - 19:51

Yörenin yabancısı köye yaklaşırken bakıyor bir mezarlık “Dur bir fatiha okuyayım” diyerek, mezarlığa dalıyor. Dalıyor da, fatiha okurken mevtaların mezar taşlarındaki ölüm yaşları dikkatini çekiyor.

“2 yaşında öldü, 5 yaşında öldü, 7 yaşında öldü, 10 yaşında öldü.”

Hiç 30 yaşında, 50 yaşında, 70 yaşında ölen yok...

Şaşkın ve düşünceli, köye doğru yürüyor. Bakıyor, köy kahvesinde, yaşlı başlı adamlar oturmuşlar, cigaralarını tüttürüyorlar.

“Selamünaleyküm. Yahu sizin köyde insanlar, hep çocuk yaşta mı ölürler? Öyle olsa, sizin burada işiniz ne?” diyor.

Köylüler; “Hayır” diyorlar ve devam ediyorlar; “Biz mutlu yaşadığımız günleri ömürden sayarız. Eğer 3 yaşında öldü diyorsak, 3 yıl mutlu yaşadı demektir, 5 yaşında öldü diyorsak 5 yıl mutlu yaşadı demektir.”

Adam derin bir iç geçiriyor.

“Arkadaşlar, bana burada bir emri-hak vaki olursa, benim mezar taşıma da, “yaşamadan öldü” yazın” diyor.

Bizim ülke insanı için, biçilmiş kaftan bir anekdot.

Politikacılar hiç mutlu yaşamamıza izin vermediler. Özellikle son 40-45 yıldır, her geçen yıl, bir önceki yılı arattırdı.

Kim, kimin görevini yapıyor, kimse farkında değil...

Yazar Nejat Muallimoğlu, bakın bir kitabında bunun yanıtını ne güzel veriyor; 

“Sizi ve beni, bütün milleti ilgilendiren hayati meseleler, Büyük Millet Meclisi’nde  demokratça değil, televizyonun haber saatinde tartışılıyor.”

Vatandaş her türlü özveriyi gösterdi. Kimi zaman parmağındaki altın yüzüğü verdi, kimi zaman benzin, yağ kuyruğuna girdi. 1958’de 280 kuruştan 9 liraya çıkan doları 2014’de 2.200 liraya aldı, yine sesini çıkarmadı. 

Kimi seçim zaferi sonrasında balkon konuşmasıyla milletin yüreğine serin sular serpti. “işte ülke gerçek adamını buldu” diye sevindik. Hatta bu sözlerle sevinç gözyaşları döktük. Yanıldık. Sonra “10 yıl sendromu” na girip tüm özgürlükler balkona değil, rafa kaldırıldı. “Kini olanın, dini olmaz” derler. Ben ekonomist değilim. Belki yanılıyorum, cahilliğime verin. Enflasyon benim cebimdeki paradır. Alım gücüm, eksilmediği sürece, kimseye muhtaç olmadan, ihtiyaçlarımı abartmadan, elimdekiyle mutlu olmayı kendime öğreterek, zorlanmadan yaşamımı sürdürebiliyorsam, enflasyon, devalüasyon beni ilgilendirmez. Kredi kartlarının önce tiryakisi, sonra esiri olduk.

Ekonomimiz büyüdü, dünya bilmem kaçıncısı olmuşuz. Ülkemdeki insanlarla paylaştığım bir tepsi böreğimiz var. Hadi diyelim ki; zamanla tepsi de büyüyor, dolayısıyla börek te büyüyor.  Büyüyor ama börek payı aynı. Büyüse bile, başkaları benim payımı çeşitli alavere dalavereyle yiyorsa, ha 16’cı, ha 36’cı, ha da 6’cı olmuşuz. Hiç mi hiç, beni inandırmaz, mutlu da etmez…

Bir arkadaşımla konuşuyoruz...

Yıllardır geçimini, Tahtakale ve Mahmutpaşa  piyasasında sürdüren eğitimli bir insan. Baktım dertli; 

" Ben orta direk denen, günü birlik geçinen ama mutlu olan bir vatandaştım. Bu ülkeyi 'dünya ülkesi'   yaptıklarını, enflasyonu durdurduklarını söyleyenlerden önce, gül gibi geçiniyordum. Ayda iki kez, eşimi alıp, kaliteli bir lokantaya, yine yılda en az 2 kez beş yıldızlı bir tatil köyüne bir haftalığına gidiyordum. Evimde arkadaşlarıma sofralar açıyor, huzurlu yaşam sürüyordum. Çocuklara harçlıklarını veriyor, arabama benzin koyarken ödediğim para içime oturmuyordu. Hatta 2-3 yılda bir, yurtdışına birkaç günlüğüne keyifle  kaçıyordum. Şimdi bunların hiçbirini yapamıyorum. 

Refah düzeyimizin arttığını söyleyenlere inanmıyorum. Refahı artanlar, ya refah içindeki zenginler, ya da yandaş kılıfına bürünmüş para için yalakalık yapıp malı götürenler… Yani geliri yükselen ben değilim. Yükselenler eski zenginler ile yeni yalakalar... Benim gibi orta halliler, yine ortada.  Bu yalaka takımı, para için her şeyi yapan takımdır. Allah'ı, peygamberi tanımayanlar, alnı seccadeye değmeyenler, namaza başladı, saçı başı değiştirenler  bir günde  hidayete erdi."  Ama unutulmasın ki, yüce Allah bir ömrün muhasebesini yaptıktan sonra karar verir...

Dur be arkadaşım, bu ne dert bir nefes al da öyle sürdür...

" Haksız mıyım? Bu eski zenginler, her devrin adamı. Baksana dün karşı olduğu insanlar, hükümete  geldi mi, hemen iktidarın kapılarında 'kapıkulu' oluyorlar. Her işe saldıranlar bunlar.  İlaç üreten holding sahipleri, inşaat işi yapıyor; gezi acentesi kuruyor. Gazete sahipleri; telefon şirketlerine saldırıyor veya petshop açıyor, bankacılara bankaları yetmiyor; lokanta kuruyor, hastane sahipleri; otomobil fabrikalarına kapağı atıyor. Tekstil kralları, tatil köylerini paylaşıyor. Hasılı esnafa, iş kurmaya çalışan gençlere, yatırım yapmaya özenen gariban tüccara, sade vatandaşa ekmek yok… 

Yani milli gelir lafı, lafı güzaf. Milli gelir bu değil. Bu  bunlar için özel gelir. Bak sana bir örnek vereyim. Ben 1.000 idim, onlar 10.000 idi. Ben şimdi 500'e indim, onlar 100.000 hatta 1 milyona çıktı. Bizim böreği de yiyorlar. 

Yani ortalama yüksek çıkıyorsa, benim gibi ortahalli vatandaşın kazandıklarından değil, paraya doyamayanlardan…

Bakın, bir kasaba mezarlığından nerelere geldik.. Kaç yıl mutlu yaşadık, kaç yıl mutsuz hesabını yaparken ekonomiye sardık. Dertleri döktük. Dertleri döktük, döktük de ne oldu? Dert yalnız ekonomi mi? Hayır… Her şey birbirine bağlı…

Bu satırları  okuduktan sonra, size sorsam "kaç yıl yaşadınız?" diye, acaba ne diyeceksiniz ?     

YORUMLAR

  • 0 Yorum