ALİ NAİLİ ERDEM

ALİ NAİLİ ERDEM

Türkçemiz

13 Temmuz 2019 - 15:57

Ne zaman bir AVM ye gitsem, ne zaman bir bulvarda yürüsem gözlerim Türkçe kelimeler arar. Çok kereler bulamamamın üzüntüsüyle kahrolur yanarım. 

Oysa dilimizi yabancı diller boyunduruğundan kurtarmak için ant içmiştik. Olmadı. .. 

Devlet dili Türkçe öğretim dili İngilizce olup çıktı. Her milletin bir milli sesi vardır. Bizimde 26 Eylül 1932 de yapılan birinci Türk Dil Kurultayın’dan buyana bir esrar küpü olan dilimizin bize özgü sözcüklerden oluşması çalışmaları bu günde sürmektedir. Ancak çeşitli yorumların bir kısmı dilimizi karanlık, tatsız, tuzsuz, kakavan bir noktaya getirmeye uğraşırken diğer bir kısmı da Türkiye Türkçesini zenginleştirmektedir. 

Dil konusu esasında bir milli savunma sorunu olup dili sevmek ve korumak vatanı sevmek ve korumaktır. Bilinen bir gerçektir ki, dilden yola çıkarak bir vatana ulaşmak mümkündür ama vatandan bir dile varmak hayaldir. 

Büyük Şairimiz Yahya Kemal "Dil, ağzımda annemin sütüdür" açıklamasıyla dilin önemini belirtirken, bir diğer büyük şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca da dilimiz için "Söz bayrağımız" demiştir. 

Bir anlaşma aracı olan dil gerçekte düşüncenin kendisidir. 

Bireyler gibi toplumlarda düşüncelerini kendi sözcükleriyle dile getirirler. Bu nedenle de dil düşüncenin kendisidir. Dilleri zengin olan milletler uygar ve bağımsızdırlar. 

Yaz içinde gittiğim Sakız adasında her yerin ve her şeyin sadece ve yalnızca Yunanca olarak yazılıp söylendiğini görünce kanım içine aktı. 

Bir Fransız da böyledir, bir Alman da böyledir de, biz neden kendi dilimizi yabancı dillerin boyunduruğunda bırakırız. Neden? Kişiliğimizi mi kaybettik. Küreselleşen bir dünyadayız. Birçok yabancı sözcükler her dilde olduğu gibi benim dilime de girecektir. Önemli olan bizim olanların yerme dışarıdan alınanların kullanılmamasını sağlamaktır. Kullanırsan öz benliğini kaybedersin ki, bunun adı bağımsızlık değildir. Atatürk "Katip, mektup benim ketebe, yektubi Arabındır "açıklaması ile yaşayan dili hedef olarak göstermiştir. 

Dil de yenilik elbette olacaktır ama bu, dilin kendi yasaları ve doğal akışı içinde olacaktır. Almanların büyük şairi Goethe "Bir dilin kudreti, kendine yabancı olan şeyleri atmakta değil, onları yutup hazmetmekte gösterir" diyor. 

Tıpkı na'na sözcüğünün nane, sahlapın, salep, gul'un gül manara'nın minare olması gibi. Esasında dillerin sözcükleri değil sesleri millidir. Bizim dilimiz bir müzik dili olduğu kadar, bir imparatorluk dilidir. 

Sözcüklerin soyuna bakarak bu bizdendir kalsın, bu bizden değildir kov gitsin tarzındaki bir anlayış yanlıştır. Hele bu Arapça, Farsça mı kovunuz, bu İngilizce mi, Fransızca mı, İtalyanca mı alınız anlayışı da yanlıştır. 

Türkçe sözlerle Türkçeleştirilmiş sözcükler, bizim dilimizdir.  Çokçası milli izdivacın yavrularıdırlar. Türk olmuş sözcükleri atmak yanlışlığı ise kısır bir dil içinde ilkelliğe talip olmaktır. 

Amerika da ilköğretim kitaplarında yetmiş binin üzerinde sözcük varken, bizde ki sözcük sayısı altı-yedi bin civarındadır. Çağdaş olmanın yolu dili zenginleştirmekle başlamaktadır. Siz üç yüz sözcükle konuşan spikeri bülbül, beş yüz sözcükle efeleneni de deha olarak alkışlarsanız kültür dünyanızın ve sosyal yaşamınızın sömürge olmasına rıza gösteriyorsunuz demektir. 

Konuşma bir kültürdür. Eski Yunan "insan konuşan bir hayvandır" tarifini yapmıştır. 

Amerika bir azınlıklar ülkesi olup resmi dili İngilizcedir. Bunun dışında hiçbir dile müsamaha edilmez. Çünkü dil bir milletin ahlakıdır. dünya görüşüdür. imanıdır felsefi anlayışıdır. Milletler onurlarını sözcüklerinin korunmasıyla orantılı olarak düşünürler. Milli şuurun, milli kültürün yok edilmesi hali milletlerin yok olması demektir. 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum