EKONOMİK KALKINMA
ALİ NAİLİ ERDEM

ALİ NAİLİ ERDEM

EKONOMİK KALKINMA

19 Ocak 2020 - 18:35

İnönü, 1949 da Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankasından Türkiye için bir kalınma modeli belirleyecek bir rapor istemişti. Bu rapor Amerikalı James M. Barker raporudur. Bu rapora  göre Türkiye bir tarım ülkesi olarak benimseniyor sanayi olarak soba, basit pompa, pulluk, çekiç ve testere gibi şeyler öneriliyordu. Kesinlikle yapılmaması gereken sanayi dalları ise ayrı ayrı sayılıyordu.

Bu rapor 14 Mayıs 1950 de iktidarın değişmesi sebebiyle yeni hükümetin önene konmuştu. İktidara gelenler Atatürk’ün “Savaştan çıkan bir ülkenin en büyük işi ekonomik durumu düzeltmektir” düşüncesini benimsemeleriyle icraata başlamaları olmuştur. Artık Türkiye bir şantiyedir.

Bütün bunlar bu rapora rağmen yapılacaktır. Nasıl? Bu suali cevaplamadan önce bir tespit yapalım.

17 Şubat 1923 İzmir İktisat kongresinde Gazi şu konuşmayı yapıyor; “Bir ulusun doğrudan doğruya hayatı ile ilgili olan, o ulusun iktisadıdır. Gerçekten Türk tarihi incelenirse yükseliş, çöküş nedenlerinin iktisat sorunlarından başka bir şey olmadığı derhal anlaşılır.”

14 Mayıs seçimleri sonrası iktidara gelen Demokrat Parti Gazinin bu konuşmasını hareket noktaları yapmıştır.

Ekonomik savaş devam eden bir savaştır. Bundan başarı ile çıkmak devletin ve milletin bekası için şarttır.

Yassıada davaları sırasında sorgusu yapılan Antalya milletvekili Burhanettin Onat’a “sen bir doktorsun. Siyasette ne işin var” diye sorulduğunda verdiği cevap şudur. “Ülkemin içinde bulunduğu manzarayı görünce içime sindiremedim. Bir aşağılık duygusu içinde yaşamayacağımı anladım. Benim beldelerimin virane ortamından çıkmasının kavgasını yapma kararı verdim. Ben de tıpkı Avrupa’daki insanların yaşadıkları şehirlerde yaşamak istiyorum ışıl ışıl bir vatan istiyorum. Onun için politikaya girdim.” Gerçekte politika budur.

Politika zengin olma yeri değildir. Halkı maddi ve manevi zengin etmeye yeridir. Bakınız Atatürk döneminin bakanlarından Mahmut Esat Bozkurt ne diyor: “Devlet adamları fakir ölmelidirler ki idare ettikleri milletler zengin ve mesut olsunlar. Devlet adamları cep doldurmaya kalkarlarsa millet, fakir, bahtsız olur, dava da yenilir, çürür.”

Büyük gönüllülerle, büyük beyinlerin ülkelerini viranelerden kurtarma savaşı verirken hizmetten alı konmaları talihin bir cilvesi mi yoksa bir palanın uygulanması mıdır? Bilmiyorum. Ama her darbe sonrası da gördüm ki çaplı insanlar, ülke sorunlarına çözüm üretenler halka hizmeti ibadet haline getirenler unutulmaya mahkum edilmişlerdir. Ülkenin bütününde vasat kültürlülerle, “elen ağam, giden paşam” diyenler baş tacı edilmiştir. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi siz istediğiniz kadar hukuk devletinden söz ediniz. Soyguncular önce büyük bir gürültü ile halka duyurulup daha sonrada serbest bırakılıyorlar… Böyle devlet olur mu? Böyle devlete halk güven duyar mı?

Anlı şanlı şirketler iflas eder de malikleri zengin yaşamlarını hiç fütur duymadan sürdürüyorlarsa halka bunlar nasıl anlatılacaktır? Anlatılamadı.

Dürüstler, namuslular, ahlaklılar, istedikleri kadar Cumhuriyet erdemliliktir deseler de minareyi çalanlar kılıflarını hazırlıyorlar ve ”Milyonlarca çalan mesned-i izzette ser-efraz / Birkaç kuruş mürtekibin cayi kürektir” anlayışı sürüyor.

YORUMLAR

  • 0 Yorum