SELAMİ TURGUT GENÇ

SELAMİ TURGUT GENÇ

YALNIZLIĞA DİZ ÇÖKENLERİN HİKAYESİ..

Her seçim döneminde olduğu gibi meydanları dolduran siyasetçiler, oy toplamak uğruna, “pembe vaadlerle” insanların hayallerini süslemeye devam ediyorlar.

Ancak, seçmen verilen vaadlere “insaflı bir sınır” tanınmıyor. Meydanlara ne kadar fazla darı atarsan kuşlar daha çok toplanır, taktiğiyle hareket edildiği malûm. Bu nedenle de malumu ilan etmeye gerek duymuyorum.

Önceki yazılarımdan birinde üzerinde durduğum önemli bir konuyu tekrar hatırlatmak istiyorum. Siz buna geçmişteki haklı bir sorunu güncellemekte diyebilirsiniz.

İçinde yaşadığımız “ağır ortam” bireyler üzerinde çok yıpratıcı etkiler yaratıyor. Daha açık ifadeyle yalnız yaşayanların buhranlı, bunalımlı durumları, katlanılmaz acılarla dolup taşıyor. Anlatacağımız sıkıntıları, geçtiğimiz günlerde Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ortaya koydu. Ürkütücü haberin başlığı şöyle:

“Türkiye’de 3,5 milyon kişi yalnız yaşıyor..”

Meydanlarda bol keseden atıp tutanların sözlerini bir kenara bırakarak, bu sosyal yaranın özüne bakalım.

İnsan sosyal mahlûk olarak yaratıldığı için fizyolojik ihtiyaçları dışında ruhsal yalnızlığı da bu kavramda düşünülmelidir.

Yaşam boyu yaşlılık bir kez insanın başına gelir. Bu sonuç ne denli sıkıntı yaratsa da asıl ürkülecek sorun kimsesiz kalmaktır. İnsan ömrü sonsuza kadar devam etmeyeceğine göre yalnızlık duygusu her yaşta bir “korku” hissi uyandırır.

Huzur Evleri, yaşlı ve yalnız kimselerin barınma yuvalarıdır. Yaşlıları güven duyacakları böyle bir ortamda tutmakla onlara “yaşam tadı” kazandırılmış olmuyor. Çünkü, yaşlılıkta, yalnızlık duygusu en büyük çöküntüdür.

Yaşamın bu sancıları şair Turgut Fethi’nin satırlarında şöyle bir anlama kavuşturuluyor:

“Ben yalnız bir adamım.

Yalnızlık şarkısı da söyleyemem

Burnum sızlar, titrer dudaklarım.

Gitti birbir..

Beni seven, benim sevdiklerim.

Yıkılmış ta tüm bir şehir,

Orta yerde yalnız kalan benim.

Ben gidersem nereye, o da gelir benimle

Ben artık gölgemle beraberim.”

Şiir böyle noktalanıyor. Yaşlılığın tüm sorunları içinde bu şiirden bir teselli ummak, çare olmasa bile, bu satırlara bir yaşam öğüdü olarak bakılması daha uygun düşer.

Ancak, yaşlılık ile yalnızlık arasındaki farklılıkları da ayrıştırmak gerekir. Yalnızlık duygusu içinde olanlar çevrelerinden ilgi, sevgi ve sahiplenme anlayışına hasret duyarlar. Hayatta kalan dostların vefasızlığını görmek istemezler.

Ünlü sözlerden birinde belirtildiği gibi, “YETMİŞ YAŞINDA GENÇ KALMAK, KIRK YAŞINDA YAŞAMAKTAN ÇOK DAHA KEYİFLİ VE UMUT VERİCİDİR..” denilir ama, bu öğütlerden ödünç alınarak baş ağrısı giderilemez.. Önemli olan sonuçların oynadığı roldür.

Unutmayalım ki, Türkiye’de yalnız yaşayanların nüfusun yüzde 4,3’ünü oluşturduklarını Devlet istatistikleri söylüyor.

Türkiye genelinde çekirdek ailelerden oluşan hane halkı sayısının 3,5 milyon rakamına eriştiğini yazımızın başında belirtmiştik. Bu hane halklarına “Huzur evi”ndeki kimsesizleri de katabilirsiniz.

Yaşadığımız şehir, ev, semt ve meydanlar, geceler gelince tenhalaşır. Herkes evine çekilince; yalnız yaşayanlar, dört duvar arasında esir kalırlar. Gecenin rengi değişmedikçe sabah bir türlü gelmez. Sessizlik ıslık çalarak öter.. Meydanlarda politikacıları alkışlayan eller, dolap çevirenlerin değirmenine su taşınmamalıdır. Yalnızlığa diz çökenlerin dik duruşa geçmeleri buna bağlıdır.

<