Hep aynı sancı
Değerli düşünce adamı Sezai Karakoç'un Yenikapı'da deniz kenarındaki kahvelerde 40 gün
boyunca yazdığı şiirlerdir. Siyasi çalkantıların, toplumsal istikrarsızlığın hüküm sürdüğü günlerde, söyleyiş ve bir
tez ileri sürüşte 'Hızırla kırk saat' , Sezai Karakoç'un hal tercümesini ve geleneğe yaslanan şifa ve çözüm arayışının
bir sonucu olarak yankı bulmuştu..
Ey yeşil sarıklı ulu hocalar bana bunu öğretmediniz
Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz
Kadının üstün olduğu ama mutlu olamadığı
Günlere geldim bana bunu öğretmediniz
Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı
Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim
Bana bunu söylemediniz' (s. 9)
İlke adamı Sezai bey bu çok da şiirimsi olmayan bu mısraları şimdi de söyleyebilir. Çünki seçimlerde halka yalvaran, ondan hükümranlık alanlar sonra o hükümranlık aldığı halka eşsiz zulümler yapıyor.
Bizim ülkemizden söz etmiyor Sezai bey, ben de öyle. Dünyanın her yerinde, özellikle demokrasi ve türevleriyle yönetilen ülkelerden söz ediyor.
Xxxx
İnsanlığın ortak değeri diye, mevcutların içinde en az kusurlusu diye bize demokrasi dayatılıyor. Halbuki demokrasi içinde riyakearlığı, yalancılığı, sözünden dönmeyi, vaadinden dönmeyi, gücü eline geçirdikten sonra zalim olmayı barındırıyor.
Başka yönetim biçimlerinde daha az mı kusur var derseniz buna evet diyemem. Başkanlık rejimi de yarı başkanlık idaresi de, parlamenter sistem de, kırallık da, emirlik de kendi içinde yüzlerce kusurla vardır.
Aslına bakarsanız insanımız hep kolayın peşinde. Düşünmüyor. Daha iyisini aramıyor. Mevcut sistem içinde iktidar erkine sırtını yaslayarak dünyalık toplama peşinde koşuyor. Günü birlik kazanımlarla mutlu olmayı yeğliyor. Sorunlar, çözümsüzlükler birikip çözülemez hale geliyor.
Sezai beyin iki mısrası
‘Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı
Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim.’
Çok iyi düşünülmeli ve çözüm aranmalı.
Çözüm aranacak sorun nedir? Zulmü ortadan kaldırmak için, adalet için, hak ve hukuk için, insaf ve merhamet için, vicdan ve namus için, Adaleti yeryüzüne yaymak için çareler aranmalı. İnsanlığın en asli meselesi, müşkili budur. Güçlüler adaletten hoşlanmaz. Sözünü de etmezler. Ama insanlığın büyük çoğunluğu güçlüler değildir. Zayıflar, acizler, güçsüzlerdir. İnsanlığın ana ekseni güçlülerden değil, zayıflardan teşekkül eder. İşte o yüzden, ana ekseni oluşturan güçsüzler için adalet gereklidir. Adaleti temin etmeyen her yönetim Firavun ve Nemrut yönetimidir.
Xxxx
Sezai beyi bir şair olarak düşünmek yerine onun düşüncelerini incelemek gerek. O düşüncenin temelinde Hakikat Medeniyeti var. İslam Medeniyeti var. Hiçbir medeniyetin mensubu,bir başka medeniyette mutlu olamaz. Öncelikle medeniyet meselesini çözmek gerek. Biz kimiz, aidiyetimiz nereyedir, kimlerle beraberiz, kimlerle haşrolacağız?
Allah’ın dostlarından başka dostlarımız var mı? Firenk liderlere ‘ön adıyla hitap ediyoruz, samimi arkadaşız’ böbürlenme sebebi oluyor mu?
Toplum bilimciler, düşünce adamları, feylesoflar, ahlakçılar ortaya çıkmalı, yeni görüşler geliştirmeli. Geliştirilen düşüncelere de kulak verilmeli. Parmakla sayılacak kadar düşünce adamımız var. Onları da iktidar yanlısı mı değil mi diye damgaladıktan sonra görmezden gelindiğinde kaybeden toplum oluyor, millet oluyor.
Xxxx
Geçmişte kimler gelmiş-geçmiş bilelim ama onların eserlerini şerhediyoruz diye pehlivan tefrikası yaparak dünyalık kazanmayı bırakmak gerek. Düne bir göz atıp geçelim ama mutlaka yarınlara bakmak gerek.
Mesnevi okumaları, Yunus okumaları, benzeri okumalar para kazanma çeşmeleridir ama yarınlara düşnce üretmez. Bunu da artık anlamak gere