İnsanın, gündelik yaşamında mutlu olması ve görüştüğü kişileri mutlu edebilmesi, sabah kalkıp aynaya baktığında kendinden hoşnut olmasıyla başlar, tezine hâlâ inananlardanız.

Ama, bu inancımız giderek zayıflıyor.

Şair Can Yücel, bilindiği gibi "g.t" sözcüğüne takıntılıydı. Bir şiirinde bu sözcüğü kullandığı için 12 Eylül döneminde yargıç karşısına bile çıkmıştı. Duruşmada:

-- Ne yani? Bu ülkede "g.t"e "g.t" diyemeyecek miyiz? deyince de askerî yargıç gülmekten kendini alamayıp şairi beraat ettirmişti.

(O yargıçları tanıyoruz. Biri de arkadaşımızdı. Hepsi şimdinin birçok 'sivil' yargıcından farklıydı. Herhangi bir nedenle suçlanan yurttaş, onlara hiç değilse derdini anlatabiliyordu.)

Bu arada Can Yücel'e, kendisiyle söyleşi yapan bir haberci sormuştu:

-- İyimser misiniz, kötümser mi?

Şair, aynı sözcük takıntısının etkisiyle yanıt vermişti:

-- Bazen iyimserim, bazen de g.tümser!

DENKLEM BOZULDU

1999 yılında ölen Can Yücel'in göremediği 2019 Türkiye'sinde yaşadıklarımız, biraz da ütopik "kendinden hoşnut olmak + iyimserlik  = çevreye yayılabilen mutluluk" denklemini çoktan bozdu; cebir ve şiddetle!..

Artık toplumca kimi zaman değil, hep kötümser ve mutsuzuz.

İnsanların, analarının ak sütü gibi helal haklarından devletçe -ya da halka açıkça meydan okuyan devletlilerimizce- yoksun bırakıldığı yolundaki haberler, gündelik yaşamımızın bir parçası oldu. 

Hakkını aramaya kalkışanın tepesine devlet sopasının inmesi de...

Örneklerini sıralamamıza gerek yok, hemen her gün görüyorsunuz.

Aktör İlyas Salman, bir süre önce şöyle demişti:

"Halkımızın geneli 'devlet' diyemez; 'döv-let' der. Bunun bir sebebi var; çünkü, devlet döver."

Artık, Fransız nörolog Guillaume Duchenne'in önerisine uyarak "beynimizi aldatıp mutluluk hormonu salgılatmak için yüzümüze hafif bir gülümseme yerleştirmemizi" bile kendilerine edilmiş küfür gibi algılıyor gün içinde karşılaştığımız insanlar.

İNANILMAZ GÖRÜNTÜ

Kötümserliğimizin bir nedeni de iletişim bilimcileri tarafından "Halkın, dişsiz bekçi köpeği" diye tanımlanan medyamızın hâl-i pürmelali.

Düzgün yayıncılığından bir ara umutlandığımız muhalif  bir tv kanalından, 19 Ekim 2019 gecesi kapanış haberlerini izliyorduk. Ekranda, neredeyse orkinos iriliğindeki bir balık görüntüsü eşliğinde, habercinin şu haykırışıyla irkildik:

- Balon balığı, tenekeyi ağzına her verilişinde parçalayıp yedi.

Balıkçının yakaladığı, son yıllarda kanserin sağaltımında kullanılması için bilimsel araştırmalara konu olan, "tetrodoksin"in kaynağı balon balığıydı. Tv izleyicilerine, 60 santimetre uzunluğundaki bu zehirli balığın çenesinin ve dişlerinin şaşırtıcı gücünü göstermek için bir değil birkaç kez teneke parçaları verilmiş ve muhtemelen de çok aç olan balık, tenekeyi yemişti.

Gördüklerimize, işittiklerimize inanamadık.

Şaşkınlığımız geçince de ilk tepki olarak haberciye, bu haberin metninin yazılı olduğu kâğıt yedirilse nasıl olur? diye düşündük.

Evet, teneke değil, sadece kâğıt!..

Bir başka deyişle "iğneyi sana, çuvaldızı bir başka canlıya" haberci kardeş.

Şakası bile kötü değil mi!

KÂĞIT HELVALI SENET

Kâğıt yedirmek, deyince...

Yeniçeri ağası, Kapalıçarşı'daki Yahudi sarraf  İzak'tan sürekli haraç alıyormuş.

Ancak, haraca borç süsü vermek için her defasında senet imzalıyormuş.

Tabii, senedin vadesi geldiğinde, huzuruna çıkan İzak'a borcunu ödemediği gibi dümdüz gidiyormuş!

Bir gün İzak, büyük parasal güçlük içine düştüğünü yana yakıla söyleyince de büsbütün öfkelenip senedin yazılı olduğu kâğıdı zorla ağzına tıktığı İzak'a yedirmiş.

Ama, çok geçmeden yine parasız kalıp soluğu Kapalıçarşı'da alan Yeniçeri ağası, İzak'a başvurma yüzsüzlüğünü göstermez mi!

Elbette yine haracını almış ve İzak'tan imzalamak için senet istemiş.

Yahudi sarraf çekmecesini açıp ağaya her zamankinden farklı, yuvarlak ve kalın bir nesne uzatmış.

-- Bu ne?..

-- Ne olacak, kâğıt helvası. Nasılsa yine bana yedireceğin senedi, hiç değilse kolay hazmedeyim diye bu defa kâğıt helvasına yazdım.

Bu fıkrayı yazdık diye öküz altında buzağı aranmaya!

Örneğin, son olarak kimi gazetelerin "Ana Muhalefet Partisi'ne genel başkan olmak için saraya çıkan siyasetçi" safsatasına sarılmalarını kolay hazmedebilelim diye kâğıt helvasına basılmasını falan önermiyoruz.

Aktardığımız öylesine bir fıkra işte...

DİL YANLIŞLARIMIZ

Ünlü fikir gazetemizin 16 Ekim 2019 tarihli sayısından bir haber:

"Simge cami Milli Emlak'a devredildi"

AKP'li Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, kentin simge yapıları arasında yer alan Zağnos Paşa Camii, Saat Kulesi ve Kuvayı Milliye Müzesi'nin bulunduğu arsaları, vergi borcuna karşılık Hazine'ye devrediyormuş.

Haberde, Zağnos Paşa Camii'nin neden "simge yapı" olduğu ise belirtilmiyor.

Biz söyleyelim; çünkü çok önemli: Mustafa Kemal Atatürk, 7 Şubat 1923'te bu camide tarihsel bir hutbe verdi. Öğleyin okunan mevlidin ardından minbere çıkıp cemaate "İslamiyetin akılla, mantıkla ve gerçeklerle çelişmediğini" anlattı. "Ulusal iradenin, bir kişinin değil, halkın tamamının arzularının, emellerinin birleşmesinden ibaret" olduğunu söyledi. Böylece de bir bakıma, dinsiz olduğu yolundaki yobaz savlarını yalanlarken yaklaşık dokuz buçuk ay sonra ilan edilecek cumhuriyeti muştulamış oldu.

Söz konusu haberde, vurgulamaya çalıştığımız ciddi eksikliğin yanı sıra üç ayrı yazım yanlışı var:

1- Başlıkta ve haberin metninde 'ulusal' anlamında kullanılan "millî" sözcüğünün son i'sine düzeltme imi (şapka) konulmamış. Düzeltme imsiz "milli; ince ve uzun metal çubuğu (mili) olan" demektir.

2- 'Ev, arsa, bahçe vb. taşınmaz mal ve mülklerin ortak adı' anlamındaki Arapça kökenli "emlak" sözcüğünün l'si ince okunur. Dolayısıyla da bu sözcük 'ince ünlü' ek alır; emlake, emlaki... Başlıktaki "Emlak'a" yazımı yanlıştır.

3- Haberde, söz konusu devir işleminin belediye meclisinde tartışmaya neden olduğu belirtilirken de şöyle deniliyor:

"CHP Balıkesir Milletvekili Ensar Aytekin'de devir işlemine tepki göstererek..."

Burada da "dahi, bile" anlamlarındaki "de"nin, kesme imsiz olarak ayrı "Ensar Aytekin de" yazılması gerekiyor.

Kusura bakmasınlar; fikir gazetesi, lafla olunmuyor. 

GRAM GRAM 'EPİGRAM'

Beyler durun yahu bu ne hâldir!

Tezgâha geldiniz paldır küldür

Cehape'ye baş olayım diye

Saraya başvuran Bay Kemal'dir!

 

DÜZELTME: Geçen haftaki yazımızda,"Kimi yabancı kökenli sözcüklerin sonundaki 'k' harfi ise sözcük ünsüz ek aldığında yumuşamaz." demiştik. Bu tümcede yanlışlıkla "ünsüz" diye yazdığımız sözcüğün doğrusu, elbette "ünlü" olacak. Düzeltir, Yenigün okurlarından özür dileriz.

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.