Öne Çıkanlar salgın survivor korona corona koronavirüs

Okan Bayülgen: Cep bilgisayarları yüzünden alzaymır çocuklar yetiştiriyoruz

Tiyatro oyuncusu, yazar, fotoğraf sanatçısı, işletmeci, televizyon ve radyo programcısı Okan Bayülgen, ünlü besteci Mozart"ı canlandıracağı, 11 Ocak"ta Uniq Hall"de ilk kez sahnelenecek "Amadeus" oyununun provası sonrasında Dada Sahne"de  sorularını yanıtladı.

Yönetmenliğini Işıl Kasapoğlu’nun üstlendiği, başrolünü Selçuk Yöntem ve Özlem Öçalmaz ile paylaştığı oyuna hazırlanan Bayülgen, meslek hayatından kişisel yaşamına kadar pek çok konuyu anlattı.

Hoş geldiniz, biz de hoş geldik. Siz, Amedeus provasından geldiniz ve bizi Dada Sahne"de ağırlıyorsunuz şimdi.

Teşekkür ederim. Amedeus"un provasındaydım. Şimdi burada Mecidiyeköy Dada Salon’da oynadığımız "Harem Kabare" isimli oyunumuz var. Biraz sonra oyunumuz başlayacak. Biz şu anda kabarenin alt katında bulunuyoruz. Çünkü dünyada da böyledir. Tiyatronun altında, sağında, solunda insanların bir araya gelebilecekleri yerler vardır. İnsanlar burada yerler, içerler, oyundan söz ederler. Şu an bulunduğumuz yer de böyle bir yer.

Kulüp ortamı mı?

Evet, evet ama bir tür kulis olarak kullanılıyor, burada özel bir şey yoksa. Ama bazen oyundan sonra burada ilave bir konser düzenlenebiliyor. Şu anda bizim kulisimiz gibi. Sizi aslında kulisimizde ağırlamış oluyoruz.

 Kuliste neler dönüyordur acaba?

Aslında provalar ve dans provaları bile burada yapılıyor. Bir tane küçük kulisimiz daha var. Alt katımızda kostüm ve dekor için depolarımızla birlikte bir kulisimiz daha var ama burası büyük bir kulis gibi.

"Alışageldiğimiz tiyatro yerine 360 derece bir eğlence sunmak istedim"

Girişiyle ve salonlarıyla birlikte lüks ve çok güzel bir yer yapmışsınız. Ama siz her bütçeye hitap edebildiğinizi söylüyorsunuz. Ekonomik anlamda herkes aradığını bulabileceği bir yere mi geliyor?

Evet doğru. Hem buradaki hem de Bodrum"daki Dada Salon"a gittiğinizde, orada eğer bir gösteri, konser ve oyun varsa biraz biz bir araya gelmekteyiz. Çünkü "Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası", "Harem Kabare" oyunları, bazıları seyircilerin arasında bazıları sahnede oynanıyor. Bunu yaparken yemeli - içmeli yerler yapmak istedim. Alışageldiğimiz tiyatroda, bitişik nizam koltuklarda oturup, derin bir sessizlik içerisinde oyunun en sonunda belki alkışla ses çıkarmak ve onun dışında tamamen sessiz bir şekilde tiyatroya gelmek, uzaklaşıp gitmek yerine, bugünlerde reklamcıların ve gençlerin, dijital medyacıların sıklıkla kullandığı "360 derece" bir eğlence sunmak istedim.

Geldiğiniz zaman etrafa bakabilirsiniz. Kabare katında her tarafta çoğunlukla orijinal resimler ve 7 bin kitaplık bir kütüphane var. Bir yandan yiyip içip oyunu bekleyebilirsiniz, sohbet edebilirsiniz. Daha sonra oyun başlıyor. Biz normal tiyatrolara göre daha çok oyun arası veriyoruz. Oyunu daha çok perdelere bölüyoruz. Örnekse, "Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası" 4 perde, "Harem Kabare" 3 perde olarak oynanıyor. "Harem Kabare"yi turneye gittiğimizde normal tiyatro ortamında olduğumuz için 2 perdeye indirgiyoruz. Burada yapmak istediğimiz özellikle büyük şehirde yaşayan insanı, iş yerinden çıkıp da tiyatroya gitme aşamasında bir yere uğrayıp yemek yiyemeyecek, oyundan çıkıktan sonra tekrar arkadaşlarıyla bir yerde buluşamayacak trafikten ve vakitsizlikten muzdarip insanları uzun saatler boyunca bu mekanlarda tutmaya çalışıyorum. Bu onlar için hem ekonomik oluyor hem de uzun süre farklı şeylerle oyalanmış, zevk almış ve mutlu olmuş oluyorlar. Sonuç olarak her ekonomik gruptan insanın 100 (yüz) liraya da 1.000 (bin) liraya da eğlenebileceği bir yer burası. Para harcamak isterseniz size para harcatabilirim. Ama eğer öğrenciyseniz, paranız yoksa yine herkesle, daha çok para ödeyen insanlarla bir araya gelip eğlenebilirsiniz.

"Tek ayak üzerinde durduğum süreçte memlekete yatırım yaptım"

Tabii bu sürece gelme aşamanızda 25 yıllık televizyonculuğunuzdan uzaklaştırılma haliniz sanki disipline giden bir öğrenci hissi uyandırdı. Sonra da hayat sizin için başka evrilerek işletmeci oldunuz öyle mi?

Evet, disiplindeydim. Evet patron oldum, pavyoncu oldum, tiyatro sahibi oldum gibi düşünebiliriz. Aslında doğru, çok güzel bir tanım bu, disipline gittim. 2,5 sene tek ayağımı kaldırıp dikildikten sonra, o süreç içerisinde bir birikimim vardı. Onun vergisini ödeyip yurt dışına götürmüştüm. Çünkü kızımı yurt dışında okutmak istiyordum belki orada bir emlak alırım falan diye. O paraları buraya geri getirdim ve tek ayak üzerinde durduğum süreç içerisinde memlekete yatırım yaptım. Hem Bodrum"da hem İstanbul’da... Böylesi daha iyi idi. Çünkü itibar için yaşıyoruz ve mademki artık hayatımda medya olmayacaktı, o zaman ben tiyatro ya da tiyatroyla beraber benzer şeyler yaparak hayatımı idame ettirmeliydim. Ama aynı zamanda bunu yapmak için yine itibar için yaşadığımızdan dolayı gidip kimseye "Senin dükkanında şunu yapayım mı? Bunu yapayım mı?" diye yalvarıp, yakarmamam gerekiyordu. Dolayısıyla kendi dükkanlarım olursa, buna esnaf ağzıyla "dükkan" diyorum, arzu ettiğim şeyleri daha rahat gerçekleştirebilirim diye düşündüm.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.