Öne Çıkanlar salgın survivor korona corona koronavirüs

Ayasofya'nın statüsüyle ilgili nihai karar mercii Türk milletidir

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kriter dergisindeki söyleşide, gündeme ilişkin soruları yanıtladı. 

15 Temmuz için "Tarihimizin en büyük direniş destanlarından biri." ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, o gece milletin, kadını, erkeği, genci ve yaşlısıyla iradesine, geleceğine ve devletine sahip çıktığını belirtti.

Erdoğan, 15 Temmuz'un aynı zamanda milli irade üzerindeki vesayet zincirlerinin kırılması açısından da milat olduğunu belirterek, Türkiye'yi esaret altına almak isteyen güçlerin 40 yıldır beslediği, büyüttüğü FETÖ'nün gerçek yüzünün ortaya çıktığını kaydetti.

Şehitlere Allah'tan rahmet, gazilere sağlıklı ve uzun ömür temennisinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şehit ve gazilerimize olan minnet borcumuzu asla ödeyemeyiz. Bugün topraklarımızda özgürce yaşıyorsak şehitlerimizin ve gazilerimizin sayesindedir." ifadelerini kullandı.

"Hainler tasfiye edilince ordumuz adeta kendini yeniden buldu"

15 Temmuz'la birlikte FETÖ'cü unsurların Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) büyük oranda temizlendiğini vurgulayan Erdoğan, "İçerideki hainler tasfiye edilince ordumuz adeta kendini yeniden buldu. Silahlı Kuvvetlerimizin terörle mücadeleden yurt dışı operasyonlara kadar farklı cephelerde imza attığı başarıların altında, bünyesinde yapmış olduğu işte bu temizlik vardır. Silahlı Kuvvetlerimiz asıl görevine yoğunlaşmış ve vazifesini bihakkın yerine getirmeye başlamıştır. Emniyet teşkilatımızda da benzer durum söz konusudur. Bu insicamı korumakta ve güçlendirmekte kararlıyız." değerlendirmesini yaptı.

Türkiye'nin 1950'de başlayan demokrasi yolculuğunun her 10 yılda bir tekrarlanan müdahalelerle sürekli kesintiye uğradığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"Sandıktan çıkan irade hiçbir zaman tam olarak ülke yönetimine yansımadı. 1961 Anayasası'yla tesis edilen vesayet kurumları, milletten almadıkları yetkileri kullanarak milletin iradesine ortak oldu. Gerek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığımız döneminde gerekse Başbakanlığımızda bunları hep karşımızda bulduk. Ne yaptıysak bunlara rağmen yaptık. Kefenimizi giyerek çıktığımız bu yolculukta, milletin emanetine sahip çıkma noktasında her türlü mücadeleyi verdik. Bu tarihi süreç içinde 15 Temmuz bir dönüm noktasıdır. 15 Temmuz, Türkiye'de gerçek anlamda millet egemenliğinin tesis edildiği gündür. Milletin iradesini teslim alma teşebbüsü, bizzat milletin direnişi ile engellenmiştir."

"15 Temmuz'un da en büyük destekçisi CHP'dir"

Daha önce "Darbe girişimi olursa tankın üzerine ilk ben çıkarım" ifadesini kullanan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, 15 Temmuz'daki tavrını değerlendirmesi istenen Erdoğan, demokrasiyi ve milli iradeyi savunmanın sadece iktidarın değil, herkesin görevi olduğunu, demokrasiyi hedef alan girişimler karşısında siyasi ikbal kaygısı gütmeden, korkmadan, çekinmeden tepki koymaları gerektiğini vurguladı.

Erdoğan, şunları kaydetti:

"Ancak 1960'tan beri CHP'nin darbeyi destekleyen, müdahaleye çanak tutan bir politika izlediğini görüyoruz. 27 Mayıs’ın da 28 Şubat'ın da 15 Temmuz'un da en büyük destekçisi CHP'dir. Normal şartlarda bu tarz iddialı cümleler kuran birisinden, sözünü tutması ve tankların üstüne çıkması beklenirdi. Ancak CHP Genel Başkanı tankların üstüne çıkmak yerine darbecilerle anlaşıp tankların arasından kaçmayı tercih etti. Sığındığı Bakırköy Belediye Başkanı'nın evinde, milletin mücadelesini kahve içerek televizyondan takip etti.

Tabii ortada çok ciddi bir muamma var. Dört yıl geçmesine rağmen açıklığa kavuşturulmamış sorular var. CHP Genel Başkanı 15 Temmuz gecesine dair şüphe bulutlarını artık dağıtmalıdır. O gece kimlerle konuştuğunu, kimlerle hangi pazarlıkları yaptığını öncelikle kendisinin anlatması gerekir. 15 Temmuz sonrasında kullandığı FETÖ jargonu ile o gece yaşananlar arasında bir irtibat olup olmadığını açıklığa kavuşturmalıdır."

"Örgütün gizli yapılanmasına yönelik operasyonlar devam ediyor"

FETÖ ile mücadelede gelinen son noktaya ilişkin bir soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, darbeye karışanlarla ilgili davaların önemli bir kısmının tamamlandığını, milletin kanını dökenlerin ve millete kurşun sıkanların işledikleri cinayetlerin hesabını hukuka verdiğini ve vermeye devam ettiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"Örgütün gizli yapılanmasına yönelik operasyonlar ise devam ediyor. Elbette 40 yıl boyunca devlete sızan sinsi bir yapıyı 4 yılda tamamen temizlemek mümkün değildir. Nitekim güvenlik ve yargı birimlerimiz, her gün yeni bir bulguya ulaşarak örgütün kripto yapılanmasını deşifre ediyor. Firari şahısların ülkemize iadesi konusunda da Adalet Bakanlığımız gereken çalışmayı titizlikle yürütüyor. Örgütün üst düzey militanlarından bazılarının ülkemize iadesini sağladık.

Burada kimi ülkelerin tavırlarıyla ilgili şu hususu ifade etmek zorundayım. Lafa gelince sürekli demokrasiden bahsedenler, bize hukuk dersi verenler maalesef demokrasi düşmanlarına kol kanat germekten çekinmiyorlar. Birçok batı ülkesinin FETÖ’cüleri himaye ettiğini, bunlara aleni destek verdiğini görüyoruz. Kimi devletler bunu sırf bize zarar vermek için yaparken bazıları da gafletten, FETÖ tehdidini idrak edememekten yapıyor. Ancak Antifa örneğinin herkes için bir ibret vesilesi olacağına inanıyorum. Daha birkaç yıl öncesine kadar romantik sözlerle desteklenen bu yapı, şimdi terör estiriyor, sokakları ateşe veriyor. Nitekim bu taşkınlıklar karşısında Sayın Trump, Antifa'yı terör örgütü olarak ilan edeceklerini açıkladı. Benzer tehdit, FETÖ için de geçerlidir."

"Bölgemizin geleceğinde bu örgüte yer yoktur"

TSK'nin, terör örgütü PKK'ya yönelik operasyonlarına karşılık Avrupa ve ABD kamuoyunda oluşturulmaya çalışılan algıyı yorumlaması istenen Erdoğan, "Terörü bu toprakların kaderi olmaktan muhakkak çıkartacağız. Bu yönde son yıllarda gerçekten önemli adımlar attık. Suriye'de kurulmak istenen terör koridorunu, gerçekleştirdiğimiz operasyonlarla akamete uğrattık. Terör örgütlerinin bir dönem kol gezdiği 8 bin 200 kilometrekarelik alanı, DEAŞ ve PKK/YPG'li teröristlerden temizledik. Irak'ta da PKK hedeflerine yönelik başarılı harekatlar düzenliyoruz. Haziran ayının ortasında yapılan hava ve kara harekatları, bu sürecin parçalarıdır. PKK bu toprakların iklimine, insanına, inancına, değerlerine ve kültürüne düşman bir terör örgütüdür. On binlerce insanımızın katilidir. Bölgemizin geleceğinde bu örgüte yer yoktur." değerlendirmesinde bulundu.

"İHA ve SİHA'lara yönelik de çok ciddi dış talep var"

Savunma sanayisi alanında Türkiye'nin durumuna yönelik bir soru üzerine de savunma sanayisinde yerlilik oranını yüzde 20 seviyelerinden alarak yüzde 70'lerin üstüne çıkardıklarına işaret eden Erdoğan, 2002'de sadece 62 savunma projesi yürütülürken bugün bu sayının 700'e yaklaştığını kaydetti.

Son 5 yılda yaklaşık 350 yeni proje başlattıklarını, 2002'de yaklaşık 5,5 milyar dolar bütçeli savunma projeleri yürütülürken gelinen noktada yaklaşık 11 katlık bir artışla 60 milyar dolarlık proje hacmine ulaştıklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ihale süreci devam eden projelerle bu rakamın 75 milyar doların üzerine çıktığını, aynı dönemde firma sayısının da 56'dan 1500'e ulaştığını bildirdi.

Göreve geldiklerinde 1 milyar dolar olan sektör cirosunun, 2019'da 10,8 milyar dolara yükseldiğini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

"2002’de yalnızca 248 milyon dolar olan savunma ve havacılık ihracatı, 2019 itibarıyla 3 milyar doları geçti. Neredeyse yok düzeyinde olan Ar-Ge harcaması 2019’da 1,5 milyar doları geçti. Bugün dünyanın en büyük savunma şirketleri listesinde 5 firmamız bulunuyor. Diğer taraftan havuzlu çıkarma gemimiz TCG Anadolu'nun inşasının sonuna geldik. Nitekim gemimiz 1 Temmuz'da liman test hazırlıkları için rıhtıma indi. Tasarımından üretimine her aşamada yerli olacak savaş uçağımızı da 2023'te hangardan çıkaracağız.

Bulunduğumuz noktayı önemsiyoruz fakat daha fazlasını yapmamız gerekiyor. Böyle bir iradeye, altyapıya ve birikime sahibiz. Savunma sanayi projelerimizin en önemlisi şüphesiz SİHA ve İHA'lardır. AKINCI ile bu alanda dünyanın ilk 4 ülkesinden biri olacağız. Terörle mücadelemize SİHA'lar gerçekten büyük katkı yapıyor. Bunun yanında eşgüdüm içinde yürüyen bir süreç var. Güvenlik teşkilatlarımız olan TSK, emniyet, jandarma ve MİT arasındaki koordinasyon şu an en üst düzeyde. İnşallah bunu daha da artıracağız."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, silahlı insansız hava araçlarına (SİHA) ilişkin bir soruyu, "Sadece terörle mücadelede değil, Suriye'de ve Libya'da da İHA ve SİHA'lar çok etkin rol oynuyor. Bu alanda dünyanın ilgisini çekmiş durumdayız. İHA ve SİHA'lara yönelik de çok ciddi dış talep var. Tabii savunma sanayii alanındaki diğer yerli üretimlerimize yönelik de büyük bir ilgi var. Hem özel sektör hem de devlet olarak bu alanda atılan adımlarımız kesintisiz sürecek." şeklinde cevapladı.

"Kimsenin toprağında, egemenliğinde gözümüz yoktur"

15 Temmuz darbe girişiminden sonra yaptığı bir konuşmada kullandığı "Artık sadece ülkemiz üzerine oynanan oyunları değil, bölgemizde kurulan tuzakları da bozacağız." ifadeler hatırlatılarak Türkiye'nin bu alanda nasıl bir strateji izlediğini sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu yanıtı verdi:

"Bölgemizle ilgili konularda taraflı, fırsatçı ve diğer tarafı yok sayan bir yaklaşım içinde asla olmadık. Barışın inşa edilmesi, akan kanın durması için çaba harcıyoruz. Çatışmalar sebebiyle insanların mülteci durumuna düşmesini, evini, barkını, hayatını kaybetmesini istemiyoruz. Türkiye'nin bu konudaki duruşu nettir; bizim kimsenin toprağında, egemenliğinde gözümüz yoktur. Kendi güvenliğimizin üzerine ne kadar titriyorsak, komşularımızdan başlayarak dost ve kardeş ülkelerin güvenliğine de aynı şekilde hassasiyet gösteriyoruz.

Fransa ve Abu Dabi yönetimi başta olmak üzere, kimi ülkelerce yürütülen propagandanın arkasında, Türkiye'nin hukuk, demokrasi ve adalet eksenli mücadelesine yönelik tahammülsüzlük vardır. Türkiye, sahada ve masada verdiği başarılı mücadelelerle kan ve kaostan beslenenlerin hesaplarını bozmuştur. Bugün yüz milyonlarca mazlum ve mağdurun nazarında Türkiye; umutla, adaletle, merhametle özdeş hale gelmiştir. Ülkemize yönelik bu teveccühü korumakta kararlıyız."

"Libya'nın güçlenmesi hem Kuzey Afrika'yı hem de Avrupa'yı rahatlatacaktır"

Soru üzerine Libya konusunda da değerlendirmelerde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin kararlı tavrı sayesinde darbeci Hafter ile destekçilerinin Trablus'u işgal planının tutmadığını ifade etti.

Uluslararası meşruiyeti haiz Milli Mutabakat Hükümeti'nin, kısa sürede darbecileri Trablus'tan söküp atmayı başardığına işaret eden Erdoğan, şöyle devam etti:

"Sahada elde edilen bu kazanımlar, inşallah Libya'nın tamamında barış ve huzurun müjdecisi olacaktır. Türkiye ile Libya arasında imzalanan 'Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası' ile 'Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası' son derece önemlidir. Bu iki muhtıra ile ülkemiz, Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerini garantiye almış, aynı zamanda da Libyalı kardeşlerine sahip çıkmıştır. Ayrıca Libya'ya sağlıktan ulaşım altyapısında kadar her alanda destek oluyoruz.

Libya'nın bir an önce istikrara kavuşması, sadece Libya halkının değil, tüm bölgenin çıkarınadır. Bu ülkenin siyasi ve ekonomik açıdan güçlenmesi hem Kuzey Afrika'yı hem de Avrupa'yı rahatlatacaktır. Uluslararası toplum meşru hükümeti destekleyerek artık tercihini yapmalı, savaş suçu işleyen darbecileri durdurmalıdır. Libya'yı kan gölüne çeviren lejyonerler bir an önce bu ülkeden çıkarılmalıdır. Terhune ve daha birçok şehirde ortaya çıkan toplu mezarların hesabı, darbecilerden muhakkak sorulmalıdır."

"Paylaşımı esas alan her türlü teklife kapımız açıktır"

Türkiye'nin, Libya ile Doğu Akdeniz'de de aktif bir strateji izlediği belirtilerek "Türkiye'nin buradaki gelişmelere bakış açısı nasıl?" şeklindeki bir soruya ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu karşılığı verdi:

"Aralarında komşularımızın da olduğu bazı ülkeler, Türkiye'yi Doğu Akdeniz'de etkisizleştirmek için hatalı bir sürecin içine girdiler. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye'nin Akdeniz'deki haklarını gasbetmek istediler. Defalarca bunun yanlış olduğunu, hukuka uygun olmadığını söyledik. Türkiye'nin hak ve hukukunu koruma noktasında kararlı olduğunu ifade ettik. Hedefleri, Akdeniz'e en uzun kıyıya sahip olan ülkemizi sadece oltayla balık tutacak bir kıyı şeridine mahkum etmekti ama attığımız adımlarla bu planı boşa çıkardık. İki sondaj gemimizi göndererek, ülkemize ait alanlarda sismik araştırmalar yapmaya başladık.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.