“Erken emekliye ayrılıp, iş hayatına son veren kişilerin uzun süre çalışanlara kıyasla bunama riskinin yüksek olduğu” bilimsel araştırmalarla ispatlanmıştır.

Beyni sürekli formda tutmak, kaslarımızı formda tutmaktan farklı değildir. “Kullanılmayan beyin hücrelerinin işlevlerini çabuk kaybetmekte olduğu” bilinmektedir.

Emeklilik döneminde sosyal ilişkileri güçlendirmek çok önemli olup, gönüllü veya ücretli çalışma, fiziksel ve zihinsel sağlığı olumlu etkiler.

İnsanların yaşamları; emeklilik öncesi ve sonrası diye ikiye ayrılır. Çoğunluk emeklilik sonrası sakin bir yaşam tercih etmektedir. Oysaki uzmanlar yaşam süresince çalışmayı önermektedir.

Her şeyden önce çalışmanın hayatımızda bir amaç olduğu kabul edilmelidir. Hayatta bir amaca tutunmak her zaman bilişsel kabiliyetleri yüksek seviyede tutar.

Emeklilik sonrası depresyon oldukça yaygın bir durumdur. Birçok insan “Belirli bir yaşa kadar çalıştıktan sonra, köşeye çekilip dinlenme ve artık meydanı gençlere bırakma vaktinin geldiğini” düşünür. “Artık unumu eledim, eleğimi astım” der. Oysaki beynimiz ve bedenimiz hareket halinde olduğu sürece daha etkin ve etkili çalışmaya devam eder. O nedenle “İşleyen demir ışıldar” sözü boşuna söylenmemiştir. Kısacası uzun süre dinlenmek paslanmaktır.

Yaşlanırken de yapacak bir işimiz olmalıdır. “Yapacak bir işimiz bulunmadığı zaman yaşlanmışız” demektir.

Gelecek nesillere sizi anımsatacak ve onların hayatlarına katkı sunacak bir şeyler bırakmalıyız. Bu, iyi ve güzel bir hayatın da, daha sonra uzun yıllar hatırlanmanın da önemli bir sırrıdır. Bir başka deyişle “Baki kalan gök kubbede hoş bir seda bırakmaya çalışmalı”. Unutmayalım ki biyolojik yaşımız da kronolojik yaşımız da bize biz yaşarken lazımdır. Anılma yaşımız ise bizden sonra bıraktığımız iz, yani bizden kalandır.

Bütün araştırmalar yaşlılığın kalitesini azaltan temel sorunların neredeyse tamamının yaşlanma ile ilgili hastalıklardan ve beden ile ruh arasındaki kopukluktan kaynaklandığını gösteriyor.

Eğer “Sağlıklı bir orta yaşlılık ve yaşlanma süreci olsun” diyorsanız, yapılacak şey son derecede kolay: Yaşlanmaya bağlı hastalıkları engellemek, eğer bu mümkün olamıyorsa, etkilerini aza indirmek, beden ve ruhu keyifli bir uyum içinde tutmaya gayret etmek yeterli olabilir.

İyi yaşlanmanın birinci kuralı “Yaşlılığı kabul etmektir”. “Yaşlanmanın doğal ilerleyici ve durdurulamayan bir süreç olduğu” hepimizin malumudur. Yapılabilecek en iyi şey, yaşlılığı hakkıyla, keyifle, huzurla, sağlıkla yaşamak ve bazı doğru ruhsal tavırlar geliştirerek yavaşlatmayı hedeflemektir.

“Hayatımızın bir sonu olduğunu” mademki biliyoruz, “Hayatın bize bağışlanmış kısa bir zaman dilimi olduğuna” inanıp, onu keyifle ve coşku ile ama akıllıca ve bilinçli bir şekilde inanarak ve severek, kendimizi hayatın zenginliklerinden koparmadan keyifle yaşamayı hedeflememiz lazım.

“Keyifli ve huzurlu bir ömür sürmek, iyi ve güzel yaşlanmak“ en büyük arzumuz. Bunun için uzmanlar önümüze pek çok önlemler sunuyorlar. Ama bilelim ki bu önlemler genelde yalnızca bedensel yaşlanmayı yavaşlatmayı hedefliyor. Oysa ruhsal yaşlanma da en az bedensel yaşlanma kadar önemli olup, onun da bakıma ve onarıma ihtiyacı var.

Bunun için aktif yaşamak şarttır. 

“Geçen günü unutalım.”

“Daima bu günü düşünüp, aktif yaşayalım.”

“Yarınlardan korkmayalım.”

“Yaşadığımız bugün yarından iyidir.”

Peygamberimizin güzel sözünü kendimize ilke edinip, aklımızdan çıkarmayalım:

“İki günü bir olanın, bir günü kayıptır.”

ESİN EĞİLMEZER’İ KAYBETTİK

TRAKYA GRUBU kurucularından mimar Onur EĞİLMEZER'in annesi ESİN EĞİLMEZER'in vefat etmiş olduğunu üzüntü ile öğrendik. Mesleki, siyasi ve sosyal faaliyetlerde uzun yıllardır birlikte mücadele verdiğim sevgili aziz kardeşim Onur EĞİLMEZER'e ve kederli EĞİLMEZER ailesine KORÇA ailesi ve grubumuz mensupları adına başsağlığı diliyorum. Kabri pür nur ve mekânı Cennet olsun.

Sağlıcakla kalın.