Bir avuç sömürücü muktedirin “istihdam sağlıyor” diye kutsandığı zamanlar geçip gitmiş. Zira insanın ve doğanın zenginlikleri, patron sınıfının hükümranlığından çıkarılıp planlı ve programlı bir şekilde bütün topluma tahsis edilmiş. 

Makul bir mesai süresince ve insani koşullarda hayatta kalmak için değil toplum için çalışıp, üretiyor. Yaşadığı çağa olan borcunun erincinde biri olarak hedefi, kendinden sonraki nesle güzel bir gelecek bırakabilmek! 

Çalışma dönemi geçip de yaşın ilerlemeye başladığı dönem geldiğinde ise, her türlü ihtiyacın yine kamusal olarak giderildiği, mali yük olarak görülmeden ve toplumdan dışlanmadan yaşanacak uzun "emeklilik" yılları başlıyor. 

Yaşam süresinin bilimsel planlamalar ışığında uzadığı, olur da salgın filan yaşanırsa ilk gözden çıkarılan topluluk olarak görülmeyeceğin zamanlardan sonra yaşam döngüsünün tamamlandığı bahtiyar bir ölüm ile de arkasında “hoş bir sada” bırakarak dünya sahnesini kapatıyor. 

Şimdi soruyorum:

Bu saydığım koşullarda cennet yaşanmaması mümkün mü? 

Ya da böylesi bir coğrafyada kötülüğün hüküm sürmesi ve siyahını günden güne artırmasının imkân ve ihtimali var mı?

“Hayır” dediğinizi duyar gibiyim! 

Ama, özellikle de kayıtsızlığın değdiği hemen her şeyi taş yığınına çevirdiği ve yaşantının cılızlaşarak anlam derinliğini günden güne yitirdiği bu çağda, tüm bu saydıklarımın “ütopik bir kurgu” olduğunu biliyorum. 

Ancak, inandığımızı iddia ettiğimiz kadim değerlerin ve ilahi öğretinin “darüs-selam” dediği barış ve esenlik yurdunun işaret ettiği dünya, tam da andığım gibi bir dünya ve bu dünyanın inşa edilmesi için iman iddiasındaki her birey bunun için görevlendirilmiş, böylesi bir dünyanın inşası için ısrarla bilinç ve farkındalığa davet edilmiştir. 

Bu yüzden de hep söylüyorum; iyilik ve güzellik bu dünyanın mayasıdır! 

Bugün, yeryüzünün hemen her bir karesinin masumiyeti, bizim yapıp ettiklerimiz nedeniyle kirlenmişse de dünya er ya da geç asli mayası olan iyilik ve güzelliğe dönecek; bunu engellemeye de hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.

Evet, kabul etmek gerekiyor! 

Kötülüğün siyahı karşısında yüreklerimizin direnişine en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde görüyor ve anlıyoruz ki; ihanet ve kötülük Kabil’den beri pusuda bekliyor ve insan hayatının kutsallığına kast ederek bizim pasifliğimiz yüzünden zulmünü icra ederek karanlığın siyahını artırıyor!

Çünkü bugünkü yaşam gailesi ile birlikte modern çalışma düzeni ve kültür emperyalizmin (teknolojik erkleri de arkasına alarak) kurduğu arzu ve algı imparatorluğu sayesinde, insan ruhu aslından adım adım uzaklaştırılarak ‘en kaba tabirle’ emilip posaya çevriliyor. 

 (Devam edecek)