Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde “gazetecinin temel görevleri” sıralanırken “Gazeteci; milliyet, ırk, etnisite, cinsiyet, cinsel kimlik, cinsel yönelim, dil, din, mezhep, inanç, inançsızlık, sınıf, dünya görüşü ayrımcılığı yapmadan tüm uluslar, halklar ve bireylerin haklarını tanır, saygı gösterir.” denilir.

Haberlerimi azarken, ÜSTÜ KALSIN’ı yazarken hep aklımdadır bu kural.

Bugün dil ayrımcılığı konusunda somut bir saygısızlık örneği var önümde.

Biraz geçmişe dönelim, mübadele günlerine. Örnek de mübadillerle ilgili.

18 Temmuz 1924 tarihinde Pendik’e gelen Yanya mübadillerinin ana dilleri Yunanca, yaygın söyleyişle Rumca.

İki tanıklık var bu konuda. 

Yanya’da doğan Raziye Oğuş, okulda Rumca okumuş. "Biz Rumçe (Rumca) konuşuyorduk. Ana dilimiz Rumçeydi. Annem namaza başlarken Rumçe niyet ederdi. Evde sadece babam Türkçe biliyordu.  Pendik'e geldiğimizde ana dilimiz Rumçe olduğu için esnafla anlaşmak zor oluyordu. Mesela kibrit isterken bakkala kibriti işaretle anlatıyorduk.” diyor. (1)

Diğer tanık Emin Derbent de Pendik’e yerleştirilen birinci kuşak Yanyalılardan.

O da şunları anlatmıştı bana: (2)

“Ana dilim Rumca. Evde hep Rumca konuşurduk. Uykuya yatmadan önce annemle Rumca dua ederdik. Türkçeyi ilkokula başladıktan sonra öğrendim. Hocamız Osman Ağa bir imamdı.  Çok iyi adamdı. Yaşlıydı ama çocukla çocuk, büyükle büyük olan iyi münasebetler kuran bir hocaydı. Sınıf arkadaşlarımın Rumca konuştuğum, Türkçe bilmediğim için benimle alay etmelerine izin vermedi. Arkadaşlarımı benimle Türkçe konuşmaları konusunda tembihledi, ‘Emin’e Türkçeyi öğretin.’ dedi. 

Buna bu yazıyı 6 Ağustos 1929 tarihli İkdam gazetesinde yayımlanan N.M imzalı okuyucu mektubu yazdırdı.

Mektubu Türkçesine ilişmeden yayımlıyorum:

“Yanyalı muhacirler.

Pendikte bir müddetenberi ikamet etmekte olan  bir kariimiz  Pendikte Yanyalı mühacirlerin türkçe konuşmadıklarından şikayet etmektedir. Bu mühacirler mübadele komisyonu tarafından Pendiğe yerleştirilmişlerdir.

Yanyadan gelen bu Türkler ana lisanları olan Türkçeyi mükemmelen konuşmaktadırlar.

Aynı zamanda muhacirler rumca da bilmektedirler.

Adetleri, öz lisanları, hatta giyiniş tarzları bile tamamen Türkçe olan bu insanların geldikleri Türk vatanının bir köşesinde de tabiatiyle Türkçe konuşması icap ederken maalesef daima Rumca konuştukları görülmektedir.

Bu hadiseleri Pendikte bütün ahali üzerinde fena bir tesir yapmaktadır ve her kes bundan müştekidir.

Hatta Türkçeyi bilmeseler bile öğrenmeleri lazım gelirken böyle bildikleri halde Rumca görüşmeğe devam etmeleri Pendiğe palikaryaların avdet ettikleri hissini vermektedir.  

Acaba Yunanlılığın fazla tesiri altında kalarak Rumca konuşmağa alışmış bu insanlar Türk topraklarında oldukları ve Türk topraklarında böyle lüzumsuz ve çirkin tarzda Rumca görüşmeğe devam etmenin ayıp olduğu öğretilemez mi?”

Okuyucu, Yanya mübadillerinin ana dillerinin Türkçe olduğunu zannediyor. Bu yanlış ”zan.”

N.M’nin - her kimse- bu “zan” üstüne kurduğu mektubu bugün nefret suçu sayılan aşağılamalarla dolu.

Dün böyleydi de bugün farklı mı?

Elinizi vicdanınıza koyun, doğru söyleyin.

Farklı mı?

Hele bugünlerde.

Bakın sanal aleme, sanal alem allamelerine.

Yaşadığımız olağanüstü günlerde, hem de ne kadar süreceğini kimsenin kestiremediği günlerde bile nefret dilini ısrarla koruyan ve savunanlar ne din gözetiyor, ne iman; ne meslek ne de sosyal statü. 

Varsa yoksa aşağılama, hor görme.

Vesselam.

 

……….   

Mübadele/mübadiller söz konusu olunca, MÜBADELENİN BAŞKENTİ TUZLA’dan söz etmemek olmaz.

Tuzla’da neden Çatalca’daki gibi resmi bir mübadele müzesi yok. 

Son duyumlarıma göre müze yapılması planlanan ikinci derece tarihi eser sayılan binanın projesi çizilmiş.

Elbette projenin çizilmesi önemli bir aşama. 

Ama ya sonrası? 

Evet, biliyorum “sonra”sı zorlu bir süreç.

Belediye beş yıldır bu sürece hızlandıramıyorsa, bir mübadil torunu dedelerine mübadelede verilen “tarihi” Rum evini nasıl restore ettirsin?

İşte bu “süreç” yüzünden Tuzla’nın güzelim ahşap evleri birer birer yok olmadı mı?

Tuzla’ya dair bir son not daha.

İlçelerde sokak, cadde ve meydan adlandırmalarını galiba büyükşehir belediyesi yapıyor.

Öyleyse, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’dan isteğimdir.

İTÜ Denizcilik Fakültesi yanında, denizin doldurulmasıyla kazanılan meydana LOZAN MEYDANI adı verilsin.

……..

(1) İskender Özsoy, İki Vatan Yorgunları. 4. Basım. Bağlam Yayınları, İstanbul 2014.

(2) İskender Özsoy, Selanik’te Sela Sesi. 1. Basım. Bağlam Yayınları, İstanbul 2014.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.