Sessiz Çığlık
Bundan bir kaç yıl önce Fatih Kocamustafapaşa’dan Millet Caddesi’ne doğru yürürken simit satan genç bir çocuk yere yığıldı. Elinin üzerinde, omuzuna yerleştirdiği tepsisinde bulunan tüm simitleri yerlere döküldü. Üstüne başına bakılırsa mazlum birisiydi. Zaten öyle olmasa, o genç yaşında omzuna onlarca simiti yüklenip İstanbul’un yokuşu bol sokaklarında yürümeye kalkışmazdı . Yaşı en fazla onsekizdi. Gencecik bir delikanlı. Ben biraz uzaktaydım olayı gördüğümde. İlk olarak hiçkimse müdahele etmedi. Ben hızlı adımlarla çocuğun yanına gittim. Hemen çocuğu kollarindan tutup  yolun kenarına çektim. Ayak altında olmasın diye. Sokak dolu. Herkes sinema izler gibi izliyor. Bağırdım!
 “Allah aşkına biriniz su getirsin.”
Bir yandan çocuğa bakıyorum, bir yandan da simitlerini toplamaya çalışıyorum. Çünkü yarı baygın çocuk ‘simitlerim’ diye inliyor.Çocuğun simitlerini toplamaya başladım. Allah aşkına biriniz yardım edin dediğimi hatırlıyorum.  Ben bağırınca bir kaç kişi de katıldı simitleri toplamaya. Tüm sermayesinin onlar olduğu belliydi. O esnada orta yaşlı bir kadın su getirdi. Birkaç yudum içirdim, biraz da yüzüne serptim. Kendine biraz gelir gibi oldu. Yorgun görünüyordu. Gözlerindeki ifade “Dünyayı taşıyamadım da yıkıldım” der gibiydi.
“Ne oldu kardeşim benim” dedim. Aç mısın?
“Abi yorgunum” dedi. Daha on sekizinde yok. Gencecik bir fidan. “Bu neyin yorgunluğu güzel kardeşim. Daha yorulacak yaşta mısın? Daha önünde nice seneler var …” demek istedim ama diyemedim. Sadece “Ne oldu?” diyebildim.
 “Zabıtalardan kaçtım abi.” dedi.
Sultanahmet’te simit satıyordum. Zabıtalar kovaladı. Ben de kaçtım.  Buraya kadar yürüdüm. Çok yoruldum. Özür dilerim abi. dedi.
Özür dilerim!!!
 Özür dilemesi gereken o çocuk mu? Yoksa bizler mi?  O çocuk düştüğü anda yardım edemeyen bizler. O çocukla beraber bizler de mi düştük? Hangimizin simitleri bir köşeye dağıldı. Dağılsa ne yapardık acaba.Örnekleri çoğaltabiliriz. Çoğaltmaya gerek var mı? Bilmiyorum. Kaç kişi var bu şekilde bakarken  ağlayan. Sessiz sedasız dünyaları yıkan. Ama yanı başındaki insanlara dahi sesini duyuramayan.  Aktif iyi olmanın ne olduğunu anlatmak yerine yaşamak daha doğru olsa gerek.
Sudan’da yapılan islamizasyon sürecinde Müslüman toplumlar islamı daha çok yaygınlaştırmak için  Sudan’a ögretmenler göndermek istediklerinde, Hasan Turabi’nin çok güzel bir cevabı vardır. “Bize birşey göndermek istiyorsanız akıl değil, yiyecek gönderin.”Aktif iyi olmak için bu güzel bir örnek.
Gelecek yazımda fikirleri özgürce söyleyebilmenin öneminden bahsedeceğiz. Fikir hayattır. Hayat ise fikir.  Eğer insanlara birşeyler verecekseniz doğru fikirler üzerinden bunu yapmanız gerekir.
Gelecek yazımda görüşmek üzere.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.