İstanbullu Olmak Ne Demek..?

İstanbullu Olmak Ne Demek..?

Babıali'de akıl ve alın teriyle hizmet vermiş, çilesini çekmiş, zaman zaman da keyfini sürmüş meslektaşımız EYÜP KARADAYI; İGD Yönetim Kurulu başarılı üyesi ve gazeteci-yazar Atila BARTIN'ın yayınladığı Süper FENERBAHÇE Dergisi'nde, İstanbul ile ilgili bir derlemeye imzasını koydu. Bu güzel yazıyı, bu güzel İstanbul'u taşralaştıran İstanbullular (!) için yaygınlaşması ve öğrenilmesi açısından bir kez de biz yayınlıyoruz.

26 Mart 2014 - 13:01 - Güncelleme: 05 Haziran 2014 - 12:34

Eyüp Karadayı

 

 

Şimdi yazacaklarıma, bazı genç dostlarımız gücenecek belki ama, İstanbul'u iyi tanıyan ağabeylerine sorduklarında, bunların gerçekten önemli olduğunu öğreneceklerdir. Yerlisi olan bizler bile tam olarak saramamışken bu güzel şehri...

 

Bir defa, Yanni-Taki-Aleko-Yasef-Dikran-Anastas-Rober-Akabi-Raşel-Serkiz-Koço-Bedros-Jirayr, vs gibi ekalliyet dediğimiz İstanbul yerlisinden arkadaşları olmamış, onlarla kahvede, maçta, tavernalarda, okullarda, beraberce ağlayıp gülmemiş dostlarımız İSTANBULLU sayılmaz ki.. 

 

Küçüksu'da kurulan mısır  kazanlarından Alibeyköy'ün sütlü kaynamış mısırlarından yemek nasip olmamış, Çengelköy  salatalığını, Yedikule’nin göbekli marulunu, Bayrampaşa’nın enginarını  bostanından koparıp tatmamış, Gülhane  Parkında Karagöz-Hacivat oyunu seyredememiş, “Çiçek Pasajının Entel Cavit'i ile sohbet edememiş, tuzlu fıstıkla votka-bira yudumlamamış, Tepebaşı Çocuk Tiyatrosu’nun zevkine varamamış,  Sulukule'de Raks evlerine gitmemiş, Kara trenlerin  içinde kovalamaca oynamamış, Kumkapı'da rakı sofrasına dostça oturup, yine dostça kalkmamış akşamcılar, Moda'daki KOÇO'yu bilememiş ve nefis mezelerinden tatmamış dostlarımız İstanbulluyum  diyemez. 

 

Kapalı Çarşı’nın tüm kapılarından girip çıkmamış, Çukurcuma’yı görmemiş, Taksim Eftalafos  Kahvesi’nde nargile içmemiş veya içenleri seyretmemiş, Meserret Kıraathanesi’ni duymamış, Beykoz’da paça, Cemilzade’den badem ezmesi yememiş, Vefa’da boza içmemiş dostlarımız,  Beyoğlu'ndaki Abanoz SokağınıYüksek Kaldırımın sosyetik aşuftelerini, Ziba’yı bilmeyen, ünlü (S)prodüktörü Berç  nam-ı diğer Zurnik efendinin,Çanakkaleli Melahat  veya  Lüks Nermin’in sadece adını bile duymamış olanlara, Yeşilçam Sokağı’nın  eski halini, oraya yakın aportta iş bekleyen Figüran Kahvelerini ve oralardaki derin sohbetlere şahit olmamışlara, Tepebaşı’ndaki “Müzisyenler Kahvesini” ve organizatör  SARI Orhan'ı bilmeyenlere ne demeli!?...  

 

Sarıyer sahilinde balık, Pendik Hilmi Gazinosu’nda pilaki yememiş olanlar, gençliğinde Kumkapı’da ya da Kadıköy Mühürdar’da denizden çıkarttıkları o kocaman midyeleri teneke üzerinde nar gibi kızartıp ekmeğine katık yapmamış, Yenikapı veya Kalamış’tan kiraladıkları sandallarda kürek çekmekten avuçları şişmemiş, Moda Deniz hamamı, Caddebostan, Suadiye ve Süreyya Plajı’nda  denize girememiş,  Adaların tümünü, Yörükali’yi gezememiş, Burgaz’ın Kalpazankaya plajında kumlara basmamış, eşek sırtında “Ada turu” yapmamış, Gaskonyalı Toma'yı ve Bostancı'da Saksonyalı Vedat'ı (?) tanımamışsan, başta rahmetli “Sanat güneşimiz” ZEKİ MÜREN'i (Ayni masada içmişim), Safiye Ayla, Hamiyet Yüceses, Müzeyyen Senar, Sabite Tur, Perihan Altındağ ile Ahmet Üstün ve Abdullah Yüce’yi ayrıca Sadi Işılay, Şükrü Tunar,  Ahmet Yatman,  Yorgo Bacanoz, Ercüment Batanay’ın sazlarıyla yaptıkları muhteşem  “taksimleri”, ünlü komedyenler; Celal Şahin’i, Balarıları’, Ateşböcekleri’ni, Orhan Boran’ı, Kristal, Tepebaşı, Cumhuriyet, Bebek-Taksim Belediye, Luna Park, Gar Gazinosu´nda, ya da Maksim´de izleyememişsen, Can Can kulüp, Kulüp 12, Asmalı Mescit’te Alman lokantası’na,  İmam Sokak'taki  meşhur Çağlayan Saz'a  gitmemişsen  “İstanbulluyum” diyemezsin.

 

Yine Beyoğlu Rebul Eczanesi’nden Limon Kolonyası almamışsan, (Lavanta+) Bakara'dan iskarpin alıp, Gömlekçi Daniş'de  ısmarlama gömlek diktirmemişsen,  Galatasaray'daki Zara'dan giyim aksesuarı almamış veya o nefis vitrinleri seyredememişsen, tüccar-terzi Koço’dan eli dolu çıkmamışsan, Sirkeci Doğubank’ta Rüştü Şenkardeş’e uğramamışsan, Notre Dame de Sion Fransız Kız Okulu önünde kız araklama teşebbüsünde bulunmamışsan, Beyoğlu'ndaki Atlantik'de köpüklü bira içip sosisli ve Amerikan salatalı sandviç yememişsen, Karaköy ve Sarıyer börekçilerinin börek ve poğaçasından tatmamışsan sana İstanbullu denilemez ki !.. 

 

Yandan çarklı Sahilbent veya Suhulet adlı vapurlarla Moda-Kalamış-Caddebostan aktarmalı Bostancı’ya geçmemişsen, Suat veya Ülev vapurların kıç güvertesinde simitle çay içmemişsen, Atatürk köprüsü yapılmadan önce araba vapuru kuyruğunda saatlerce çile çekmediysen, Göksu ve  Kurbağalıdere’ nin o meşhur kokusunu da koklamamışsan, Kuşdili çayırı’nda  top koşturmadıysan, eski Fenerbahçe Stadı’na tel örgülü duvarlardan atlayıp kaçak maç seyretmedi isen, Beyaz Fırın’dan yağlı açma, paskalya çöreği, un kurabiyesi almadıysan, Lebon ve Markiz ile karşı yakada Altıyol’daki Rasim ve Nefis pastanelerini, Gündoğdu lokantasını  bilmiyorsan, Söğütlüçeşme’ deki Lale Sineması’nda (şimdi İtfaiye binası) İsmail Dümbüllü-Tevfik İnce ikilisini, hafta sonlarında “31 kısım tekmili birden” diye lanse edilen uzuuun (3 saat) kovboy filmlerinde “Tarzan” isimli ünlü beyaz atı ve beyaz şapkası ile Ken Maynard, John Wayne, Gary Cooper’i , ”Tarzan” John Weismuller’i, Ferdi Tayfur’un seslendirdiği  Lorel-Hardi ikilisinin eşsiz komedi filmlerini seyretmemişsen, Moda’da ünlü Koço Gazinosu’nda, Kalamış’taki Todori’de  meze yemediysen, Kanlıca iskelesinin yanında gece denize girip, sonra da Boğaz sularında o  muhteşem yakamozları seyrederek, pudra şekerli yoğurt kaşıklamadıysan yine İstanbullu sayılmazsın... 

 

Tarihi Şeref Stadı’nın zahmetini çekmemiş, LEFTER'i, TURGAY'i, BABA RECEP'i, CAN'ı ve METİN OKTAY'ı, CEMİL’i Mithatpaşa Stadı’nda  izlememiş olanlar, para az olunca Duhuliyeden, hiç olmayınca Gazhane sırtlarından maç seyretmiş olmayanlar, Mithatpaşa Stadı’nda kurulan güreş minderlerinde 8 sıklette Dünya şampiyonu olan SERBEST GÜREŞ Milli Takımı aslanları; Yaşar Doğu, Hamit Kaplan, Nasuh Akar, Ali Yücel, Celal Atik, vs'yi  göremeyenler, Harlem Globtrotters Basketbol Takımının gösterisini ve Buz Revüsü'nü Spor ve Sergi Sarayı’nda seyretmemiş, Galata ve Beyazıt Kuleleri’ne bir kere olsun çıkıp, şehre tepeden bakmamış olanlara ne demeli !?..,  

 

Tramvaya asılarak seyahat etmeyen, Beyoğlu'nun o gizemli  Apartmanlarının(!)  içini  merak saikası(!) için de olsa, gezmemiş olanlar,  Beyoğluspor Klübü’ nün  Rumlara ait bir Lig takımı olduğunu bilmeyenler, (SOFYANİDİS VE  KASAPOĞLU ORADAN YETİŞME.. KASAPOĞLU SONRADAN İSTANBUL SPOR’A, SOFYANİDİS  BEŞİKTAŞ’A GİTMİŞ VE İKİSİ DE TÜRK MİLLİ TAKIMINDA FORMA GİYMİŞTİR)

 

Ve bu anlattıklarıma daha binlerce ilave olacak İstanbul'un özelliklerini bilmeyenler; “İSTANBULLUYUM” diyemezler...Yani kısacası Heybeli'de mehtaba çıkmamışsan,  Kalamış'dan bir tatlı huzur almayı denememişsen, Boğaziçi’ndeki şen gönüllere uzanamamışsan veeee...Çamlıca'da sevgilinle birlikte bir ” İZ” dahi bırakmamışsan.. .” İSTANBULLUYUM” diyemezsin... 

 

 Sadece “İstanbul'da yaşıyorum veya yaşadım” diyebilirsin !... 

YORUMLAR

  • 2 Yorum
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
TAÇ ile yeni yıl ruhu evlerde
TAÇ ile yeni yıl ruhu evlerde
7'den 70'e herkesin yeni yıl hediyeleri Pena Yayınları'ndan
7'den 70'e herkesin yeni yıl hediyeleri Pena Yayınları'ndan